İstanbul İlim ve Kültür Vakfı
Sayfa 56 / 656
56

neticeleri, bu fânî hayatın bâkî meyveleri ve ebedî bir bekànın vesileleri olduğunu bildim. Meyvedâr bir ağaca inkılâb etmek için kabuğunu terkeden bir çekirdek gibi, ben de o bâkî meyveleri vermek için bu bekà-i dünyevînin kabuğunu bırakmağa nefsimi kandırdım. Nefsimle beraber:

﴾ حَسْبُنَا اللّٰهُ وَنِعْمَ الْوَك۪يلُ ﴿ Onun bekàsı bize yeter.” dedim.

Hem şuûr-u îmânî ve intisab-ı ubûdiyet ile toprak perdesinin arkası ışıklanmasını ve ağır tabaka-i türâbiye dahi ölülerin üstünden kalktığını ve kabir kapısıyla girilen yeraltı dahi, adem-âlûd karanlıklar olmadığını ilmelyakìn ile bildim. Bütün kuvvetimle ﴾ حَسْبُنَا اللّٰهُ وَنِعْمَ الْوَك۪يلُ ﴿ dedim.

Hem gayet kat'î bir sûrette hissettim ve o şuûr-u îmânî ile hakkalyakìn bildim ki; fıtratımda çok şiddetli olan aşk-ı bekà, Bâkî-i Zülkemâl’in bekàsına, varlığına iki cihetle bakarken; enâniyetin perde çekmesiyle mahbûbunu kaçırmış, âyinesine perestiş etmiş bir serseme dönmüş gördüm. Ve o çok derin ve kuvvetli aşk-ı bekà, bizzat ve sebebsiz, fıtraten sevilen ve perestiş edilen kemâl-i mutlak bir isminin gölgesi vâsıtasıyla mâhiyetimde hükmedip o aşk-ı bekàyı vermiş ve muhabbet için hiçbir illet ve hiçbir garazı ve zâtından başka hiçbir sebeb iktiza etmeyen kemâl-i zâtı perestişe kâfî ve vâfî iken, sâbıkan beyân ettiğimiz ve herbirisine bir hayat ve bir bekà değil, belki elden gelse binler hayat-ı dünyeviye ve bekà fedâ edilmeğe lâyık olan mezkûr bâkî meyveleri dahi ihsân etmekle, o fıtrî aşkı şiddetlendirmiş hissettim. Elimden gelse idi bütün zerrât-ı vücûdumla, ﴾ حَسْبُنَا اللّٰهُ وَنِعْمَ الْوَك۪يلُ ﴿ diyecektim ve o niyetle dedim. Ve bekàsını arayan ve bekà-yı İlâhîyi bulan o şuûr-u îmânî –ki bir kısım meyvelerine sâbıkan “Hem... Hem... Hem...”ler ile işâret ettim– bana öyle bir zevk ve şevk verdi ki; bütün rûhumla, bütün kuvvetimle, en derin kalbimde nefsimle beraber ﴾ حَسْبُنَا اللّٰهُ وَنِعْمَ الْوَك۪يلُ ﴿ dedim.

İkinci Mertebe-i Nuriye-i Hasbiye

İKİNCİ MERTEBE-İ NURİYE-İ HASBİYE:

Fıtratımdaki hadsiz aczimle beraber, ihtiyarlık ve gurbet ve kimsesizlik ve tecridim içinde ehl-i dünya desîseleriyle, câsuslarıyla bana hücum ettikleri hengâmda kalbimde dedim: “Elleri bağlı, zaîf ve hasta bir tek adama ordular taarruz ediyor. O bîçârenin (yani benim için) bir nokta-i istinâd yok mu?” diye ﴾ حَسْبُنَا اللّٰهُ وَنِعْمَ الْوَك۪يلُ ﴿ âyetine müracaat ettim. Bana bildirdi ki: İntisab-ı îmânî tezkeresiyle, Kadîr-i Mutlak öyle bir sultana istinâd edersin ki; zemin yüzünde her baharda dörtyüzbin milletten mürekkeb nebâtât ve hayvanat ordularının bütün cihâzâtlarını

4–6 Ekim 2026 · İstanbul

13. Uluslararası Bediüzzaman Sempozyumu

Sempozyum programı, tebliğler ve kayıt bilgileri için sempozyum sitesini ziyaret edin.