İstanbul İlim ve Kültür Vakfı
Sayfa 55 / 656
55

Çünkü, bir samîmî dostun saâdetiyle şefkatli dostu dahi saâdetlenir ve lezzetlenir. Şu hâlde Bâkî-i Zülkemâl’in bekàsı ve varlığıyla, başta Resûl-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm ve âl ve ashâbı olarak umum sâdâtım ve ahbabım olan enbiyâ ve evliyâ ve asfiyâ ve bütün sâir hadsiz dostlarım i'dâm-ı ebedîden kurtulduğunu ve bir saâdet-i sermediyeye mazhariyetlerini o şuûr-u îmânî ile hissettim. Ve münâsebet, alâka, uhuvvet, dostluk sırrıyla saâdetleri bana in'ikâs edip saâdetlendirdiğini zevkettim.

Hem o şuûr-u îmânî ile rikkat-i cinsiye ve şefkat-i akraba yüzünden gelen hadsiz teellümâttan kurtulup hadsiz bir zevk-i rûhâni duydum. Çünkü, hayatımı ve bekàmı maaliftihâr onların tehlikelerden kurtulmaları için fedâ etmeği fıtrî arzu ettiğim başta pederlerim ve vâlidelerim ve bütün neslî ve nesebî ve manevî akrabalarım, Bâkî-i Hakîkinin bekàsı ve varlığıyla mahvdan ve ademden ve i'dâm-ı ebedîden ve hadsiz elemlerden kurtulup o hadsiz rahmetine mazhariyetlerini şuûr-u îmânî ile hissettim. Ve medâr-ı gam ve elem olan cüz'î ve te'sirsiz şefkatime bedel, nihâyetsiz bir rahmet, onlara nezâret ve himâyet ettiğini duydum, hissettim. Bir vâlide veledinin lezzetiyle, zevkiyle, rahatıyla zevklenmesi gibi; ben de o bütün şefkat ettiğim zâtların, o rahmetin himâyeti altındaki necâtlarıyla ve istirahatleriyle zevklendim ve ferâhlandım ve çok derin şükrettim.

Hem o şuûr-u îmânî ile, netice-i hayatım ve sebeb-i saâdetim ve vazife-i fıtratım olan Resâili'n-Nur dahi ziya'dan, mahvdan, fâidesiz kalmasından ve ma'nen kurumasından kurtulmalarını ve meyvedâr, bâkî kalmalarını o intisab-ı îmânî ile bildim, hissettim, kanâat getirdim; kendi bekàmın lezzetinden çok ziyâde bir manevî lezzet duydum, tam hissettim. Çünkü, îmân ettim ki: Bâkî-i Zülkemâl’in bekàsı ve varlığıyla Resâili'n-Nur yalnız insanların hâfızalarında ve kalblerinde nakşolmuyor; belki hadsiz zîşuûr mahlûkatın ve rûhânilerin bir mütâlaagâhları olmakla beraber rızâ-i İlâhîye mazhar ise, levh-i mahfûz’da ve elvâh-ı mahfûzada irtisam ederek sevâb meyveleriyle tezeyyün eder. Ve bilhassa Kur'âna mensûbiyeti ve kabûl-ü nebevî ve –inşâallâh– marzî-i İlâhî cihetiyle bir ânda vücûdu ve nazar-ı Rabbâniyeye mazhariyeti, umum ehl-i dünyanın takdirinden daha ziyâde kıymetdâr bildim.

İşte hayatımı ve bekàmı o resâilin hakàik-ı îmâniyeyi isbât eden herbir risalenin bekàsına, devamına, ifâdesine, makbûliyetine fedâ etmeğe her vakit hazır olduğumu ve saâdetimi onların Kur'âna hizmet etmelerinde bildim. Ve o hâlde bekà-i İlâhî ile yüz derece insanların tahsinlerinden daha ziyâde bir takdire mazhariyetlerini o intisab-ı îmânî ile anladım. Bütün kuvvetimle: ﴾ حَسْبُنَا اللّٰهُ وَنِعْمَ الْوَك۪يلُ ﴿ dedim.

Hem o şuûr-u îmânî ile ebedî bir bekà ve dâimî bir hayat veren Bâkî-i Zülcelâl’in bekàsına ve vücûduna îmân ve îmânın a'mâl-i sâliha gibi

4–6 Ekim 2026 · İstanbul

13. Uluslararası Bediüzzaman Sempozyumu

Sempozyum programı, tebliğler ve kayıt bilgileri için sempozyum sitesini ziyaret edin.