vâhid ve kadîr olan fâil-i zülcelâllerinin, bedâhetle öyle bir kibriyâ ve azameti var ki: Hiçbir yerde, hiçbir şeyde, hiçbir cihetle, hiçbir şirkin hiçbir imkânını, hiçbir ihtimalini bırakmıyor, köküyle kesiyor. Mâdem böyle bir kibriyâ ve azamet-i kudret var ve mâdem o kibriyâ nihâyet kemâldedir ve ihâta ediyor. Elbette o kudrete acz veya ihtiyaç ve o kibriyâya kusur ve o kemâle noksaniyet ve o ihâtaya kayd ve o nihâyetsizliğe nihâyet veren bir şirke meydân vermesi ve müsâade etmesi, hiçbir vecihle mümkün değildir. Fıtratını bozmayan hiçbir akıl kabûl etmez.
İşte şirk kibriyâya dokunması ve celâlin izzetine dokundurması ve azametine ilişmesi cihetiyle öyle bir cinayettir ki: Hiç kàbil-i afv olmadığını, Kur'ân-ı Mu'cizü'l-Beyân azîm tehdid ile ﴾ إِنَّ اللّٰهَ لَا يَغْفِرُ أَنْ يُشْرَكَ بِـه۪ وَيَغْفِرُ مَا دُونَ ذٰلِكَ ﴿ fermân ediyor.
İkinci Hakikat (Kâinâtta tasarrufları görünen ef'âl-i Rabbâniyenin ıtlâk ve ihâta ve nihâyetsiz bir sûrette zuhûrları) {26}
İkinci Hakikat: Kâinâtta tasarrufları görünen ef'âl-i Rabbâniyenin ıtlâk ve ihâta ve nihâyetsiz bir sûrette zuhûrlarıdır. Ve o fiilleri takyid ve tahdid eden, yalnız hikmet ve irâdedir ve mazharların kàbiliyetleridir. Ve serseri tesâdüf ve şuûrsuz tabiat ve kör kuvvet ve câmid esbâb ve kayıtsız ve her yere dağılan ve karıştıran unsurlar, o gayet mîzanlı ve hikmetli ve basîrâne ve hayatdârâne ve muntazam ve muhkem olan fiillere karışamazlar, belki, fâil-i Zülcelâl’in emriyle ve irâdesiyle ve kuvvetiyle zâhirî bir perde-i kudret olarak istimâl olunuyorlar.
Hadsiz misâllerden üç misâli: Sûre-i Nahl’in bir sahifesinde birbirine muttasıl üç âyetin işâret ettikleri üç fiilin, hadsiz nüktelerinden Üç Nüktesi’ni beyân ederiz.
#### Birinci Ayet
Birincisi: ﴾ وَأَوْحٰى رَبُّكَ اِلَى النَّحْلِ أَنِ اتَّخِذ۪ى مِنَ الْجِبَالِ بُيُوتًا... الخ ﴿
Evet, balarısı, fıtratça ve vazifece öyle bir mu'cize-i kudrettir ki: Koca Sûre-i Nahl, onun ismiyle tesmiye edilmiş. Çünkü; o küçücük “bal makinesi”nin zerrecik başında, onun ehemmiyetli vazifesinin mükemmel programını yazmak ve küçücük karnında taamların en tatlısını koymak ve pişirmek ve süngücüğünde zîhayat a'zâları tahrib etmek ve öldürmek hâsiyetinde bulunan zehiri o uzuvcuğuna ve cismine zarar vermeden yerleştirmek, nihâyet dikkat ve ilim ile ve gayet hikmet ve irâde ile ve tam bir intizam ve muvâzene ile olduğundan, şuûrsuz, intizamsız, mîzansız olan tabiat ve tesâdüf gibi şeyler elbette müdâhale edemezler ve karışamazlar.
İşte, bu üç cihetle mu'cizeli bu San'at-ı İlâhiyenin ve bu fiil-i Rabbâniyenin bütün zemin yüzünde hadsiz ânlarda, aynı hikmetle, aynı dikkatle,
