İstanbul İlim ve Kültür Vakfı
Sayfa 411 / 656
411

İşte şu nümûneler gibi çok şeyler var ve bereket-i İlâhiyenin çok cihetleri var. Bu köy halkı çoğunu bilirler. Fakat sakın bunları fahr için zikrediyorum zannetmeyiniz, belki mecbur oldum. Hem benim için iyiliğe bir medâr olduğunu düşünmeyiniz. Bu bereketler, ya yanıma gelen hàlis dostlarıma ihsândır; veya Hizmet-i Kur'âniyeye bir ikramdır; veya iktisadın bereketli bir menfaatidir; veyâhut: “Yâ Rahîm, Yâ Rahîm” ile zikreden ve yanımda bulunan dört kedinin rızıklarıdır ki, bereket sûretinde gelir, ben de ondan istifade ederim. Evet hazîn mır-mırlarını dikkatle dinlesen, “Yâ Rahîm, Yâ Rahîm” çektiklerini anlarsın.

Kedi bahsi geldi, tavuğu hâtıra getirdi. Bir tavuğum var. Şu kışta, yumurta makinesi gibi pek az fâsıla ile her gün rahmet hazinesinden bana bir yumurta getiriyordu. Hem birgün iki yumurta getirdi; ben de hayrette kaldım. Dostlarımdan sordum: “Böyle olur mu?” dedim. Dediler: “Belki bir ihsân-ı İlâhîdir!” Hem şu tavuğun yazın çıkardığı küçük bir yavrusu vardı. Ramazan-ı şerîfin başında yumurtaya başladı, tâ kırk gün devam etti. Hem küçük, hem kışta, hem ramazanda, bu mübârek hâli, bir ikram-ı Rabbânî olduğuna, ne benim ve ne de bana hizmet edenlerin şübhemiz kalmadı. Hem ne vakit annesi kesti, hemen o başladı, beni yumurtasız bırakmadı.

#### İkinci Vehimli Sual

İkinci Vehimli Suâl: Ehl-i dünya diyorlar ki: “Sana nasıl emniyet edeceğiz ki, sen dünyamıza karışmayacaksın? Seni serbest bıraksak, belki dünyamıza karışırsın. Hem nasıl bileceğiz ki, sen kurnazlık yapmıyorsun? Kendini târik-i dünya gösterip halkın malını zâhiren almaz, gizli alır bir kurnazlık olmadığım nasıl bileceğiz?”

Elcevab: Yirmi sene evvelki Dîvân-ı Harb-i Örfî’de ve Hürriyetten daha evvel zamanda çoklara ma'lûm, hâl ve vaziyetim ve İki Mekteb-i Musîbetin Şehâdetnâmesi nâmında o zaman Dîvân-ı Harbdeki müdafaâ­tım kat'î gösterir ki, değil kurnazlık belki ednâ bir hileye tenezzül etmez bir tarzda hayat geçirmişim. Eğer hile olsaydı, bu beş sene zarfında sizlere temellükkârâne bir müracaat edilecekti. Hileli adam kendini sevdirir, kendini çekmez; iğfal ve aldatmaya dâima çalışır. Hâlbuki bana karşı en mühim hücumlara ve tenkidlere mukâbil tezellüle tenezzül etmedim. “Tevekkeltü Alallâh” deyip, ehl-i dünyaya arkamı çevirdim. Hem de âhireti bilen ve dünyanın hakikatini keşfeden; aklı varsa pişman olmaz; yeniden dünyaya dönüp uğraşmaz. Elli seneden sonra, alâkasız, tek başıyla bir adam, hayat-ı ebediyesini dünyanın bir-iki sene gevezeliğine, şarlatanlığına fedâ etmez; fedâ etse, kurnaz olmaz, belki ebleh bir divâne olur. Ebleh bir divânenin elinden ne gelir ki, onun ile uğraşılsın.

Amma zâhiren târik-i dünya, bâtınen tâlib-i dünya şübhesi ise, ﴾ وَمَٓا اُبَرِّئُ نَفْس۪ى اِنَّ النَّفْسَ لَاَمَّارَةٌ بِالسُّٓوءِ ﴿ sırrınca: Ben nefsimi tebrie

4–6 Ekim 2026 · İstanbul

13. Uluslararası Bediüzzaman Sempozyumu

Sempozyum programı, tebliğler ve kayıt bilgileri için sempozyum sitesini ziyaret edin.