yeraltı tünelleri şeklinde telâkki edilecektir. Demek îmânın insanlara verdiği sürûr, ferâhlık, itmi'nân, inşirah, binlerce “Elhamdülillâh” dedirten bir ni'mettir.
#### Sol Cihet
Sol Cihet: Yani, gelecek zamana, felsefe gözlüğü ile bakıldığı zaman; bizleri çürütecek, yılan ve akreplere yedirip imha edecek, zulümâtlı, korkunç, büyük bir kabir şeklinde görünecektir.
Fakat îmân gözlüğü ile bakılırsa Cenâb-ı Hakk’ın, Hàlık, Rahmân, Rahîm’in insanlara ihzar ettiği çeşit çeşit nefîs, lezîz, me'külât ve meşrûbâta zarf olan bir mâide ve bir Sofra-i Rahmânî şeklinde görünecektir. Ve binlerce “Elhamdülillâh” okutturarak tekrar ettirecektir.
#### Üst Cihet
Üst Cihet: Yani, semâvât cihetine felsefe ile bakan bir adam, şu sonsuz boşlukta, milyarlarca yıldız ve kürelerin at koşusu gibi veya askerî bir manevra gibi yaptıkları pek sür'atli ve muhtelif hareketlerinden büyük bir dehşete, vahşete, korkuya ma'rûz kalacaktır.
Fakat îmânlı bir adam baktığı vakit o garîb, acîb manevranın bir kumandanın emri ile nezâreti altında yapıldığı gibi; semâvât âlemini tezyîn eden ve o yıldızların bize de ziyâdâr kandiller şeklinde olduklarını görecek ve o atlar koşusunda korku, dehşet değil, ünsiyet ve muhabbet edecektir. Âlem-i semâvâtı şöylece tasvir eden îmân ni'metine elbette binlerce “Elhamdülillâh” söylemek azdır.
#### Alt Cihet
Alt Cihet: Yani, arz âlemine felsefe gözü ile bakan insan; küre-i arzı başıboş, yularsız şemsin etrafında serseri gezen bir hayvan gibi veya tahtası kırık kaptansız bir kayık gibi görür ve dehşete, telâşa düşer.
Fakat îmân ile bakarsa, arzın Rahmânî bir sefîne olup, Allah’ın kumandası altında bütün me'külât, meşrûbât, melbûsatı ile beraber, nev'-i beşeri tenezzüh için şemsin etrafında gezdiren bir sefîne şeklinde görür. Ve îmândan neş'et eden şu büyük ni'mete büyük büyük “Elhamdülillâh”ları söylemeğe başlar.
#### Ön Cihet
Ön Cihet: Felsefeci bir adam bu cihete bakarsa görür ki: Bütün canlı mahlûkat –insan olsun, hayvan olsun– kafile-bekafile büyük bir sür'atle o cihete gidip kaybolurlar. Yani, ademe gider, yok olurlar. Kendisinin de o yolun yolcusu olduğunu bildiğinden, teessüründen çıldıracak bir hâle gelir.
Fakat îmân nazarıyla bakan bir mü'min, insanların o cihete gidişleri, seyahatleri adem âlemine değil, göçebeler gibi bir yayladan bir yaylaya bir intikaldir. Ve fânî menzilden bâkî menzile, hizmet çiftliğinden ücret dâiresine, zahmetler memleketinden rahmetler memleketine göç etmek olup, adem âlemine gitmek değil diye bu ciheti memnuniyetle karşılar.
