İstanbul İlim ve Kültür Vakfı
Sayfa 26 / 656
26

öyle bir saray yapmış ki, herbir taşı bir saray kadar san'atlı ve gayet muhteşem öyle bir şehir etmiş ki, hadsiz olan vâridât ve sarfiyatı ve nihâyetsiz kıymetdâr malları ve erzâkı, bir perde-i gaybdan kemâl-i intizamla vakti vaktine umulmadığı yerlerden geliyor. Ve gayet mânidâr öyle mu'cizâne bir kitaba çevirmiş ki, herbir harfi yüz satır ve herbir satırı yüz sahife ve her sahifesi yüz bâb ve her bâbı yüz kitab kadar mânâları ifâde eder. Hem bütün bâbları, sahifeleri, satırları, kelimeleri, harfleri birbirine bakar, birbirine işâret ederler.

Hem sen gel, bu intizam-ı acîb içinde şu tanzimin kemâline bak ki, bu koca kâinâtı tertemiz medenî bir şehir, belki temizliğine gayet dikkat edilen bir güzel kasr, belki yetmiş süslü hulleleri birbiri üstüne giymiş bir hûri'l-în, belki, yetmiş latîf, zînetli perdelere sarılmış bir gül goncası gibi pâk ve temizdir.

Hem sen gel, bu intizam ve nezâfet içindeki bu mîzanın kemâl-i adâletine bak ki, bin derece büyütmekle ancak görülebilen küçücük ve incecik mahlûkları ve huveynâtı ve bin defa küre-i arzdan büyük olan yıldızları ve güneşleri, o mîzanın ve o terâzinin vezniyle ve ölçüsüyle tartılır ve onlara lâzım olan herşeyleri noksansız verilir. Ve o küçücük mahlûklar, o fevkalâde büyük masnû'lar ile beraber, o mîzan-ı adâlet karşısında omuz omuzadırlar. Hâlbuki, o büyüklerden öyleleri var ki, eğer bir sâniye kadar muvâzenesini kaybetse, muvâzene-i âlemi bozacak ve bir kıyâmeti koparacak kadar bir te'sir yapabilir.

Hem sen gel, bu intizam, nezâfet, mîzanın içinde bu fevkalâde câzibedâr cemâle ve güzelliğe bak ki, bu koca kâinâtı gayet güzel bir bayram ve gayet süslü bir meşher ve çiçekleri yeni açılmış bir bahar şeklini vermiş ve koca baharı, gayet güzel bir saksı, bir gül destesi yapmış ki, her bahara, zeminin yüzünde mevsim be mevsim açılan yüzbinler nakışlı bir muhteşem çiçek sûretini vermiş. Ve o baharda herbir çiçeği çeşit çeşit zînetlerle güzelleştirmiş. Evet, nihâyet derecede hüsün ve cemâlleri bulunan esmâ-i hüsnânın güzel cilveleriyle kâinâtın herbir nev'i, hattâ herbir ferdi, kàbiliyetine göre öyle bir hüsne mazhar olmuşlar ki, Hüccetü'l-İslâm İmâm-ı Gazâlî demiş: لَيْسَ فِى اْلاِمْكَانِ اَبْدَعُ مِمَّا كَانَ Yani: “Dâire-i imkânda bu mükevvenâttan daha bedî' daha güzel yoktur.” İşte, bu muhît ve câzibedâr olan hüsün ve bu umumî ve hàrikulâde nezâfet ve bu müstevlî ve şümûllü ve gayet hassas mîzan ve bu ihâtalı ve her cihetle mu'cizâne intizam ve insicam, vahdete ve tevhide öyle bir hüccettir, bir alâmettir ki, gündüzün ortasındaki ziyânın güneşe işâretinden daha parlaktır.

(Bu makama ait gayet mühim iki şıklı bir suâle gayet muhtasar ve kuvvetli bir cevaptır.)

#### Suâlin Birinci Şıkkı

Suâlin Birinci Şıkkı: Bu makamda diyorsun ki: “Kâinâtı hüsün ve cemâl ve güzellik ve adâlet ihâta etmiştir. Hâlbuki, gözümüz önünde

4–6 Ekim 2026 · İstanbul

13. Uluslararası Bediüzzaman Sempozyumu

Sempozyum programı, tebliğler ve kayıt bilgileri için sempozyum sitesini ziyaret edin.