İstanbul İlim ve Kültür Vakfı
Sayfa 274 / 656
274

İşte biz, bu mukaddes ve muazzam cem'iyetin efrâdındanız; ve hususî vazifemiz de, Kur'ânın îmânî hakikatlerini tahkîkî bir sûrette ehl-i îmâna bildirip onları ve kendimizi i'dâm-ı ebedîden ve dâimî haps-i münferitten kurtarmaktır. Sâir dünyevî ve siyâsî ve entrikalı cem'iyet ve komitelerle münâsebetimiz yoktur ve tenezzül etmeyiz. ∗∗∗

► (33) ◄

Azîz, Sıddık Kardeşlerim!

Ben bu fecirde herbirinize karşı tam bir acımak hissettim. Birden Hastalar Risalesi hâtıra geldi, tesellî verdi.

Evet, bu musîbet dahi ictimâî bir nev'i hastalıktır. O risaledeki ekser îmânî devâlar, bunda da vardırlar. Hususan Erzurum’daki mübârek hastaya söylediğim gibi, bu saatten evvel bütün musîbet zamanının elemi gitmiş; hem sevâbı, hem hayrı, hem dünyevî ve uhrevî ve îmânî ve Kur'ânî fâideleri kalmış. Demek o geçici bir tek musîbet, dâimî ve müteaddid ni'metlere inkılâb etmiş. Gelecek zaman ise şimdilik yok olmasından, onda devam edecek musîbetin şimdilik elemi yok. Tevehhüm ile yoktan elem almak, rahmet ve kader-i İlâhiyeye i'timâdsızlıktır.

Sâniyen: Şimdi zemin yüzünde ekser beşer; maddî ve manevî, kalben, rûhen, fikren musîbetler ile giriftârdır. Bizim musîbetimiz, onlara nisbeten hem gayet hafiftir, hem kârlıdır. Hem kalb, hem rûh için; hem îmân, hem selâmet ve sıhhat lezzetleri var.

Sâlisen: Bu fırtınalarda buraya girmeseydik, vehham memurların temâsında bu hafif musîbet ağırlaşmış olacaktı ve onlara karşı tasannu' ve dalkavukluk etmek belâsı olacaktı.

Râbian: Bu işsiz ve muzâaf maddî ve manevî kışta, Medresetü'z-Zehrâ’nın bir dershânesi olan bu Medrese-i Yûsufiye’de, öz kardeşten daha müşfik çok hakîki dostlarını ve mürşid gibi uhrevî kardeşleri gayet ucuz ve az masrafla görmek, ziyaret etmek ve onların hususî meziyetlerinden istifade etmek ve şeffâf şeylerde sirâyet eden nur ve nurânî gibi hasenelerinden, manevî yardımlarından, ferâhlarından, tesellîlerinden kuvvet almak cihetinde bu musîbet; şeklini değiştirir, bir nev'i inâyet perdesi hükmüne geçer. Evet, bu gizli inâyetin bir latîf zarâfetidir ki, bütün buraya gelen Risale-i Nur talebelerine “Hocalar” nâmı verilmiş. Herkes, lisânında “Hocalar.. hocalar” diye hürmetle yâdediyorlar. Bu zarâfet içinde latîf bir işâret var ki; bu hapis medreseye döndüğü gibi, Risale-i Nur şâkirdleri dahi birer müderris, muallim ve sâir hapishâneler de bu hocaların sâyesinde inşâallâh birer mekteb hükmüne geçeceklerdir. ∗∗∗

4–6 Ekim 2026 · İstanbul

13. Uluslararası Bediüzzaman Sempozyumu

Sempozyum programı, tebliğler ve kayıt bilgileri için sempozyum sitesini ziyaret edin.