Onüçüncü Şuâ
Onüçüncü Şuâ
[Üstad’ın talebelerine gönderdiği gayet kıymetdâr, nurlu mektûblardır. Risale-i Nurun parlak mücâhedâtını bu samîmî mektûblar gayet parlak gösteriyorlar.]
► (01) ◄
بِاسْمِهِ سُبْحَانَهُ
Azîz, Sıddık Kardeşlerim!
Geçen Leyle-i Kadrinizi ve gelen bayramınızı bütün mevcûdiyetimle tebrik ve sizleri Cenâb-ı Erhamürrâhimîn’in birliğine ve rahmetine emânet ediyorum. مَنْ آمَنَ بِالْقَدَرِ اَمِنَ مِنَ الكَدَرِ sırrıyla sizi tesellîye muhtaç görmemekle beraber, derim ki: ﴾ وَاصْبِرْ لِحُكْمِ رَبِّكَ فَأِنَّكَ بِأَعْيُنِنَا وَسَبِّحْ بِحَمْدِ رَبِّكَ ﴿ âyetinin mânâ-yı işârîsiyle verdiği tesellîyi tamamıyla gördüm. Şöyle ki:
Dünyayı unutmak, ramazanımızı âsûde geçirmek düşünürken, hâtıra gelmeyen ve bütün bütün tahammülün fevkınde bu dehşetli hâdise hem benim, hem Risale-i Nurun, hem sizin, hem ramazanımız, hem uhuvvetimiz için ayn-ı inâyet olduğunu ben müşâhede ettim. Bana ait cihetinin ise çok fâidelerinden yalnız iki-üçünü beyân ederim.
Biri: Ramazanda çok şiddetli bir heyecan, bir ciddiyet, bir ilticâ, bir niyâz ile müdhiş hastalığa galebe ederek çalıştırdı.
İkincisi: Herbirinize karşı bu sene de görüşmek ve yakınınızda bulunmak arzusu şiddetli idi. Yalnız birinizi görmek ve Isparta’ya gelmek için bu çektiğim zahmeti kabûl ederdim.
Üçüncüsü: Hem Kastamonu’da, hem yolda, hem burada fevkalâde bir tarzda bütün elîm hâletler birden değişiyor ve me'mûlün ve arzumun hilâfına olarak bir dest-i inâyet görünüyor, اَلْخَيْرُ فِيمَا اخْتَارَهُ اللّٰهُ dediriyor. En ziyâde beni düşündüren Risale-i Nuru, en gâfil ve dünyaca büyük makamlarda bulunanlara da kemâl-i dikkatle okutturuyor, başka bir sahada fütûhâta meydân açıyor. Ve en ziyâde rikkatime dokunan ve kendi elemimden başka herbirinizin sıkıntısından başıma toplanan bütün elemlere
