İstanbul İlim ve Kültür Vakfı
Sayfa 380 / 656
380

hayatın mukaddes hazinesi olan Kur'ân-ı Mu'cizü'l-Beyân’ın tesettür ve irsiyet ve teaddüd-ü zevcât ve zikrullâh ve ilm-i dinin dersi ve neşri ve şeâir-i diniyenin muhâfazası haklarında gelen ve te'vil kaldırmaz sarîh çok Âyât-ı Kur'âniyeyi inkâr etmek ve bütün İslâm müçtehidlerini ve umum şeyhülislâmları suçlu yapmak mümkün ise ve mürûr-u zamanı ve müteaddid mahkemelerin berâetlerini ve af kanunları ve mahremiyet ve mahrem vechini ve hürriyet-i vicdân ve hürriyet-i fikri ve fikren ve ilmen muhâlefeti memleketten ve hükûmetlerden kaldırabilirseniz, beni bu şeylerle suçlu yapınız. Yoksa siz hakikat ve hak ve adâlet mahkemesinde dehşetli suçlu olursunuz.

Said Nursî ∗∗∗

► (09) ◄

[Mahkemenin hayretle –aleyhlerinde iken– aleyhimizde yazdığı bir fıkradır.]

Ben de adliyenin mahkemesine derim ki: Bin üçyüzelli senede ve her asırda üçyüzelli milyon Müslümanların hayat-ı ictimâiyesinde en kudsî ve hakikatli bir düstur-u İlâhîyi üçyüzelli bin tefsirin tasdiklerine ve ittifaklarına istinâden ve bin üçyüzelli senede geçmiş ecdâdımızın i'tikàdlarına iktidâen tefsir eden bir adamı mahkûm eden haksız bir kararı, elbette rû-yi zeminde adâlet varsa o kararı red ve bu hükmü nakz edecektir. ∗∗∗

► (10) ◄

[Mahkemenin taaccüb ve takdir ile kararnâmede yazdığı bir fıkra olup, güyâ aleyhimizdedir. Hâlbuki, onları mahkûm eder.]

Yirmialtıncı Mektûb’da Said Nursî kendisinden bahisle: “Bu bîçâre kardeşinizde üç şahsiyet var ki, birbirinden çok uzaktırlar.

Birincisi: Kur'ân-ı Hakîm’in hazine-i àliyesinin dellâllığı cihetindeki muvakkat ve sırf Kur'âna ait bir şahsiyetim var. Onda dellâllığın iktiza ettiği pek yüksek ahlâk var ki, o benim değil, ben sâhibi değilim. O, makamın ve vazifenin iktiza ettiği bir seciyedir. Bende bu nev'iden ne görseniz benim değil, onunla bana bakmayınız; o, makamındır.

İkincisi: Ubûdiyet vaktinde Dergâh-ı İlâhiye müteveccih olduğum vakit, Cenâb-ı Hakk’ın ihsânıyla muvakkat bir şahsiyet görünüyor ki, o şahsiyetin bazı âsârı var. O âsâr; mânâ-yı ubûdiyetin esâsı olan kusurunu bilmek, fakr ve aczini anlamak, tezellül ile Dergâh-ı İlâhîye ilticâ etmek noktalarından ileri geliyor ki; o şahsiyet ile kendimi herkesten ziyâde bedbaht,

4–6 Ekim 2026 · İstanbul

13. Uluslararası Bediüzzaman Sempozyumu

Sempozyum programı, tebliğler ve kayıt bilgileri için sempozyum sitesini ziyaret edin.