İstanbul İlim ve Kültür Vakfı
Sayfa 144 / 656
144

Aynen öyle de; Rahmân-ı Zülcemâl’in geniş rahmeti dahi, ziyâ gibi umum eşyayı ihâtası; o Rahmânın vâhidiyetini ve hiçbir cihette şerîki bulunmadığını gösterdiği gibi.. herşeyde, hususan herbir zîhayatta ve bilhassa insanda, o cem'iyetli rahmetin perdesi altında o Rahmânın ekser isimlerinin ışıkları ve bir nev'i cilve-i zâtiyesi bulunarak, her ferde, bütün kâinâta baktıracak ve münâsebetdârlık verecek bir cem'iyet-i hayatiye vermesi dahi o Rahmânın ehadiyetini ve herşeyin yanında hazır ve herşeyin herşeyini yapan O olduğunu isbât eder.

Evet, nasıl ki O Rahmân, o rahmetin vâhidiyetiyle ve ihâtasıyla, kâinâtın mecmûunda ve zeminin yüzünde celâlinin haşmetini gösteriyor. Öyle de, ehadiyetin cilvesiyle herbir zîhayatta, hususan insanda, bütün ni'metlerin nümûnelerini o ferdde toplayıp, o zîhayatın âlât ve cihâzâtına geçirip tanzim ederek, mecmû-u kâinâtı (parçalanmadan) o tek ferde, bir cihette aynı hânesi gibi verdirmesiyle dahi, cemâlinin hususî şefkatini ilân eder ve insanda, envâ'-ı ihsânatının temerküzünü bildirir.

Hem nasıl ki, bir kavunun (meselâ) herbir çekirdeğinde, o kavun temerküz ediyor. Ve o çekirdeği yapan Zât, elbette odur ki; o kavunu yapar, sonra ilminin hususî mîzanıyla ve hikmetinin ona mahsûs kanunuyla o çekirdeği ondan sağar, toplar, tecessüm ettirir. Ve o tek kavunun tek ve vâhid ustasından başka hiçbir şey, o çekirdeği yapamaz. Ve yapması muhâldir.

Aynen öyle de, rahmâniyetin tecellîsiyle kâinât bir ağaç, bir bostan.. ve zemin bir meyve, bir kavun.. ve zîhayat ve insan bir çekirdek hükmünde olduğundan; elbette en küçük bir zîhayatın hàlıkı ve rabbi, bütün zeminin ve kâinâtın hàlıkı olmak lâzım gelir.

Elhâsıl: Nasıl ki ihâtalı olan fettâhiyet hakikatiyle bütün mevcûdâtın muntazam sûretlerini basit maddeden yapmak ve açmak, vahdeti bedâhetle isbât eder. Öyle de, herşeyi ihâta eden “Rahmâniyet” hakikati dahi, vücûda gelen ve dünya hayatına giren bütün zîhayatları ve bilhassa yeni gelenleri kemâl-i intizamla beslemesi ve levâzımatını yetiştirmesi ve hiçbirini unutmaması ve aynı rahmet, her yerde, her ânda ve her ferde yetişmesiyle bedâhetle hem vahdeti, hem vahdet içinde ehadiyeti gösterir. Risale-i Nur ism-i Hakîm ve ism-i Rahîm’in mazharı olduğundan, Risale-i Nurun birçok yerlerinde, hakikat-i rahmetin nükteleri ve cilveleri izâh ve isbât edildiğinden, burada, bu katre ile o bahre işâret edip o pek uzun kıssayı kısa kesiyoruz.

Üçüncü Hakikat: “Müdebbiriyet ve İdare” {32}

Seyyahımızın üçüncü menzilde müşâhede ettiği

ÜÇÜNCÜ HAKİKAT: “Müdebbiriyet ve İdare” hakikatidir. Yani, gayet dehşetli ve sür'atli ecrâm-ı semâviyeyi ve gayet istilâcı ve karıştırıcı unsurları ve gayet ihtiyaçlı, zaafiyetli mahlûkat-ı arziyeyi kemâl-i intizam ve muvâzene ile idare etmek, birbirlerine muâvenetdâr yapmak

4–6 Ekim 2026 · İstanbul

13. Uluslararası Bediüzzaman Sempozyumu

Sempozyum programı, tebliğler ve kayıt bilgileri için sempozyum sitesini ziyaret edin.