İstanbul İlim ve Kültür Vakfı
Sayfa 145 / 656
145

ve imtizackârâne idare etmek ve tedbirlerini görmek ve bu koca âlemi bir mükemmel memleket, bir muhteşem şehir, bir müzeyyen saray gibi yapmak hakikatidir.

İşte bu cebbârâne ve rahmânâne idarenin büyük dâirelerini bırakıp yalnız, baharda, zemin yüzünde cereyan eden o idarenin bir tek sahife ve safhasını, Risaletü'n-Nur Onuncu Söz gibi, mühim risalelerinde izâh ve isbât etmesine binâen, kısa bir sûretini bir temsîl ile göstereceğiz; şöyle ki:

Meselâ ve farazâ; hàrika ve cihangir bir zât, dörtyüz bin ayrı ayrı milletlerden, tâifelerden bir ordu teşkil etse, her milletin ve her tâifenin neferlerine ait elbiselerini, hem silâhlarını, hem yemeklerini, hem ta'limât hem terhisâtlarını, hem hidemâtlarını, birbirinden ayrı ayrı, hem çeşit çeşit olarak bütün o muhtelif cihâzâtı noksansız, kusursuz, yanlışsız, hatâsız, vakti vaktine, gecikmeden, karıştırmadan kemâl-i intizamla ve gayet mükemmel bir tarzda o mu'cizâtlı kumandan verse; elbette o gayet geniş ve karışık ve ince ve muvâzeneli ve kesretli ve adâletli idareye, o hàrika kumandanın fevkalâde kudretinden başka hiçbir sebeb elini uzatamaz. Eğer uzatsa, muvâzeneyi bozar ve karıştırır.

Aynen öyle de, gözümüzle görüyoruz ki; bir dest-i gaybî her baharda dörtyüz bin muhtelif nev'ilerden mürekkeb bir muhteşem orduyu icâd edip idare ediyor. Kıyâmete nümûne olan güz mevsiminde, o dörtyüz binden üçyüz bin nebâtî ve hayvanî nev'ilerini, vefâtlar sûretinde ve mevtler nâmında terhis edip vazifelerinden paydos ediyor. Ve haşir ve neşire nümûne olan baharda Haşr-i A'zamın üçyüz bin misâlini –birkaç hafta zarfında– kemâl-i intizamla inşâ edip, hattâ bir tek ağaçta dört küçük haşirleri, yani kendini ve yapraklarını ve çiçeklerini ve meyvelerini, gitmiş baharın aynı gibi neşirlerini gözümüze gösterdikten sonra, o dörtyüz bin envâ'a bâliğ olan ordu-yu sübhânînin her nev'e, her tâifeye mahsûs ve münâsib ayrı ayrı rızıklarını ve çeşit çeşit müdafaa silâhlarını ve ayrı ayrı libâslarını ve ayrı ayrı ta'limlerini ve terhislerini ve ayrı ayrı bütün cihâzât ve levâzımatlarını, kemâl-i intizamla, sehivsiz, hatâsız, karıştırmadan ve hiçbirini unutmadan, umulmadık yerlerden vakti vaktine vermekle kemâl-i rubûbiyet ve hâkimiyet ve hikmet içinde vahdâniyetini ve ehadiyetini ve ferdiyetini ve nihâyetsiz iktidarını ve hadsiz rahmetini isbât ederek, bu tevhid fermânını zemin yüzünde, her bahar sahifesinde, kalem-i kader ile yazar.

Bizim seyyah, yalnız bir baharda bu fermânın bir tek sahifesini okuduktan sonra, nefsine dedi ki: Böyle her baharda haşr-i ekberden daha garîb binlerle haşirleri inşâ eden; mükâfât ve mücâzât için kudretine nisbeten bir bahardan daha kolay olan haşri yapacağını ve kıyâmeti getireceğini, umum enbiyâsına binlerle defa va'd ve ahdeden ve Kur'ânda haşrin

4–6 Ekim 2026 · İstanbul

13. Uluslararası Bediüzzaman Sempozyumu

Sempozyum programı, tebliğler ve kayıt bilgileri için sempozyum sitesini ziyaret edin.