İstanbul İlim ve Kültür Vakfı
Sayfa 206 / 656
206

Demek îmân-ı billâh hakikati, hüccetleriyle hem melâikeye îmân, hem kadere îmân hakikatlerini dahi kat'î isbât eder. Güneş gündüzü ve gündüz güneşi gösterdiği gibi, îmânın rükünleri birbirini isbât ederler.

#### İkinci Nokta

İKİNCİ NOKTA:

Başta Kur'ân, bütün semâvî kitaplar ve suhuflar ve başta Muhammed Aleyhissalâtü Vesselâm olarak, bütün Peygamberler (Aleyhimüsselâm), bütün da'vâları beş-altı esâs üzerine dönüyorlar. Mütemâdiyen o esâsları ders vermeye ve isbât etmeye çalışıyorlar. Onların peygamberliklerine ve doğruluklarına şehâdet eden bütün hüccetler ve deliller, o esâslara bakıyorlar. Onların hakkâniyetlerine kuvvet veriyorlar. O esâslar ise, îmân-ı billâh ve îmân-ı bil'âhiret ve sâir rükünlere îmândır. Demek îmânın altı rüknü birbirlerinden ayrılmaları mümkün değildir. Herbirisi umumunu isbât eder, ister, iktiza eder. O altı, öyle bir küll ve küllîdir ki, tecezzî kabûl etmez ve inkısamı imkân haricindedir. Nasıl ki, kökü göklerde tûbâ ağacı gibi.. herbir dalı, herbir meyvesi, herbir yaprağı; o koca ağacın küllî, tükenmez hayatına dayanıyor. O kuvvetli ve güneş gibi zâhir o hayatı inkâr edemeyen, bir tek muttasıl yaprağın hayatını inkâr edemez. Eğer etse, o ağaç, dalları ve meyveleri ve yaprakları sayısınca o münkiri tekzîb edecek, susturacak. Öyle de îmân, altı rükünleriyle aynı vaziyettedir.

Bu makamın başında, Altı Nokta ve herbir nokta dahi beş nükte olarak altı erkân-ı îmâniyeyi, otuzaltı nüktede beyân etmek niyet edilmişti. Ve baştaki dehşetli suâle izâhat ile cevab vermek murad etmiştim. Fakat bazı ârızalar meydân vermediler. Tahmin ederim ki, birinci nokta kâfî bir mikyâs olmasından, daha, zekîlere ziyâde izâha ihtiyaç kalmadı. Ve tam anlaşıldı ki; bir Müslüman bir hakikat-i îmâniyeyi inkâr etse, küfr-ü mutlaka düşer. Çünkü, başka dinlerin icmâllerine mukâbil İslâmiyette tam izâhat verilmiş, rükünler birbiriyle zincirlenmiş. Muhammed Aleyhissalâtü Vesselâm’ı tanımayan, tasdik etmeyen bir Müslüman, Allah’ı da (sıfâtıyla) daha tanımaz ve âhireti bilmez. Bir Müslümanın îmânı o kadar kuvvetli ve sarsılmaz hadsiz hüccetlere dayanıyor ki, inkârda hiçbir özür kalmıyor. Âdeta akıl kabûlde mecbur oluyor.

#### Üçüncü Nokta

ÜÇÜNCÜ NOKTA:

Bir zaman “Elhamdülillâh” dedim, onun hadsiz geniş mânâsına mukâbil gelecek bir ni'met aradım. Birden bu cümle hâtıra geldi:

اَلْحَمْدُ لِلّٰهِ عَلَى الْاِيمَانِ بِاللّٰهِ، وَعَلٰى وَحْدَانِيَّتِهِ، وَعَلٰى وُجُوبِ وُجُودِهِ وَعَلٰى صِفَاتِهِ، وَاَسْمَائِهِ، حَمْدًا بِعَدَدِ تَجَلِّيَاتِ اَسْمَائِهِ مِنَ الْاَزَلِ اِلَى الْاَبَدِ

Ben de baktım, tam mutâbıktır. Şöyle ki: ………………… ∗∗∗

4–6 Ekim 2026 · İstanbul

13. Uluslararası Bediüzzaman Sempozyumu

Sempozyum programı, tebliğler ve kayıt bilgileri için sempozyum sitesini ziyaret edin.