#### Üçüncü Âyet
ÜÇÜNCÜ ÂYET:
﴿ اَلَّذِينَ يَسْتَحِبُّونَ الْحَيَاةَ الدُّنْيَا عَلَى الْاٰخِرَةِ وَيَصُدُّونَ عَنْ سَبِيلِ اللّٰهِ وَيَبْغُونَهَا عِوَجًا اُولَٓئِكَ فِى ضَلاَلٍ بَعِيدٍ ﴾
Bu dahi, üç cümlesiyle bazı münâsebât-ı maneviye ve muvâfakat-ı mefhûmiye cihetinde ve hem Risale-i Nurun mesleğine, hem mülhidlerin mesleğine îmâen bakar ve birinci cümlesiyle der ki: “O bedbahtlar, bazı ehl-i îmânın (îmânları beraber olduğu hâlde) ve bir kısım ehl-i ilmin (âhireti tam bildikleri hâlde) onlara iltihak delâletiyle, bilerek ve severek hayat-ı dünyeviyeyi dine ve âhirete, yani elması tanıdığı ve bulduğu hâlde beş paralık şişeyi ona tercih etmek gibi sefâhet-i hayatı, dinî hissiyata muannidâne tercih edip dinsizlik ile iftihar ederler.” Bu cümlenin bu asra bir hususiyeti var. Çünkü hiçbir asır böyle bir tarzı göstermemiş. Sâir asırlarda o ehl-i dalâlet âhireti bilmiyor ve inkâr ediyor. Elması elmas bilmiyor, dünyayı tercih ediyor.
Ve ikinci cümlesi olan ﴾ وَيَصُدُّونَ عَنْ سَبِيلِ اللّٰهِ ﴿ ile der ki: “O bedbahtların dalâleti, muhabbet-i hayattan ve temerrüdden neş'et ettiği için kendi hâlleri ile durmuyorlar, tecâvüz ediyorlar. Bildikleri ve onun ile ecdâdları bağlı olan dine, adâvetkârâne, menba'larını kurutmak ve esâsâtını bozmak ve kapılarını ve yollarını kapatmak istiyorlar.”
Ve üçüncü cümlesi olan ﴾ وَيَبْغُونَهَا عِوَجًا ﴿ ile der ki: “Onların dalâleti fenden, felsefeden geldiği için acîb bir gurur ve garîb bir fir'avunluk ve dehşetli bir enâniyet onlara verip nefislerini öyle şımartmış ki, kâinâtı idare eden İlâhî kanunların şuâlarını ve insan âleminde o hakàikın düsturlarını süflî hevesâtlarına ve müştehiyâtlarına müsâid görmediklerinden (hâşâ! hâşâ!) eğri, yanlış, noksan bulmak istiyorlar.” İşte bu âyet, üç cümlesiyle ma'nen bu asırda acîb bir tâife-i dâlleye tam bir tevâfuk-u manevî ile mânâ-yı işârîsiyle çok efrâdı içinde hususî baktığı gibi tevâfuk-u cifrîsiyle dahi başlarına parmak basıyor.
Evet evvelki cümle olan ﴾ اَلَّذِينَ يَسْتَحِبُّونَ ﴿ nın makamı bin üçyüz yirmiyedi; eğer şeddeli ل ve ب ikişer sayılsa, Arabî tarihiyle bin üçyüz ellidokuz edip o tuğyanlı tâifenin savletli zamanını göstererek tam tevâfukla bakar. ﴾ وَيَبْغُونَهَا عِوَجًا ﴿ nin makamı; tenvin, nun olmak cihetiyle bin ikiyüz dokuz ederek Şerîat-ı İslâmiyeye sû-i kasd olarak ecnebî kanunlarını adliyeye sokmak fikri ve teşebbüsü tarihine tam tamına tevâfukla bakar.
