İstanbul İlim ve Kültür Vakfı
Sayfa 24 / 656
24

İşte, İmâm-ı Ali’nin (R.A.) tâbirince Sirâcü'n-Nur ve Sirâcü's-Sürc olan Resâili'n-Nurda tevhide dair beyân ve izâh edilen yüzler bürhânlardan bir tek bürhânın icmâlini işittin; ötekileri kıyâs edebilirsin.

Tevhidin Üçüncü Muktazisi

TEVHİDİN ÜÇÜNCÜ MUKTAZÎSİ:

Herşeyde, hususan zîhayat masnû'lardaki hilkat fevkalâde san'atkârâne olmakla beraber, bir çekirdek bir meyvenin ve bir meyve bir ağacın ve bir ağaç bir nev'in ve bir nev' bir kâinâtın bir küçük nümûnesi, bir misâl-i musağğarası, bir muhtasar fihristesi, bir mücmel haritası, bir manevî çekirdeği ve ilmî düsturlar ile ve hikmet mîzanları ile kâinâttan süzülmüş, sağılmış, toplanmış birer câmi' noktası ve mâyelik birer katresi olduğundan, onlardan birisini icâd eden zât, her hâlde bütün kâinâtı icâd eden aynı zâttır. Evet, bir kavun çekirdeğini halk eden zât, bilbedâhe kavunu halk edendir; ondan başkası olamaz ve olması muhâl ve imkânsızdır.

Evet, biz bakıyoruz, görüyoruz ki: Kanda herbir zerre o kadar muntazam ve çok vazifeleri görüyor ki, yıldızlardan geri kalmıyor. Ve kanda bulunan herbir küreyvât-ı hamrâ ve beyzâ, o derece şuûrkârâne ceset için muhâfaza ve iâşe hususunda öyle işleri görüyor ki, en mükemmel erzâk memurlarından ve muhâfaza askerinden daha mükemmeldir. Ve cisimdeki hüceyrelerinin herbirisi, o derece muntazam muâmelâta ve vâridât ve sarfiyata mazhardır ki, en mükemmel bir cesetten ve bir saraydan daha mükemmel idare edilir. Ve hayvanatın ve nebâtâtın herbir ferdi, yüzünde öyle bir sikkeyi ve içinde ve sînesinde öyle bir makineyi taşıyor ki, bütün hayvanları ve nebâtları icâd eden bir zât, ancak o sikkeyi o yüzde ve o makineyi o sîne içinde yapabilir. Ve zîhayattan herbir nev'i, o derece zemin yüzünde muntazaman yayılmış ve sâir nev'ilere münâsebetdârâne karışmış ki, bütün o envâ'ı birden icâd, idare, tedbir, terbiye etmeyen ve zemin yüzünü örten ve dörtyüz bin nebâtî ve hayvanî olan atkı ipleriyle dokunan gayet nakışlı ve san'atlı hayatdâr bir haliçeyi nesc ve icâd edemeyen, o tek nev'i icâd ve idare edemez. Daha bunlara başka şeyler kıyâs edilse, anlaşılır ki, kâinât mecmuası, halk ve icâd cihetinde tecezzî kabûl etmez bir külldür ve tedbir ve rubûbiyet cihetinde inkısamı imkânsız bir küllîdir.

Bu Üçüncü Muktazî, Sirâcü'n-Nur’un çok risalelerinde, hususan Otuzikinci Sözün Birinci Mevkıfında o kadar kat'î ve parlak izâh ve isbât edilmiştir ki, güneşin akisleri gibi herşeyin âyinesinde bir bürhân-ı vahdet temessül ve bir hüccet-i tevhid in'ikâs ediyor. Biz o izâha iktifâen burada o uzun kıssayı kısa kestik. ∗∗∗

4–6 Ekim 2026 · İstanbul

13. Uluslararası Bediüzzaman Sempozyumu

Sempozyum programı, tebliğler ve kayıt bilgileri için sempozyum sitesini ziyaret edin.