İstanbul İlim ve Kültür Vakfı
Sayfa 68 / 656
68

ve dikenli çiçeklerin süngücüklerine ve çekirdeklerin sert kabuklarına bak ve hafîziyet ve hâfiziyet-i Rabbâniyenin letâfetli cemâlini gör.

Hem zemin sofrasında Kerîm-i Mutlak olan Rahmân-ı Rahîm’in misâfirlerine, rahmet tarafından ihzar edilen hadsiz taamların ayrı ayrı ve güzel kokularına ve muhtelif, süslü renklerine ve mütenevvi', hoş tatlarına ve her zîhayatın zevk ve safâsına yardım eden cihâzlara bak, ikram ve kerîmiyet-i Rabbâniyenin gayet şirin cemâlini ve gayet tatlı güzelliğini gör.

Hem Fettâh ve Musavvir isimlerinin tecellîleriyle başta insan olarak bütün hayvanatın, su katrelerinden açılan pek çok mânidâr sûretlerine ve bahar çiçeklerinin habbe ve zerreciklerinden açtırılan çok câzibedâr sîmâlarına bak, fettâhiyet ve musavviriyet-i İlâhiyenin mu'cizâtlı cemâlini gör.

İşte bu mezkûr misâllere kıyâsen esmâ-i hüsnânın herbirisinin kendine mahsûs öyle kudsî bir cemâli var ki; bir tek cilvesi, koca bir âlemi ve hadsiz bir nev'i güzelleştiriyor. Bir tek çiçekte bir ismin cilve-i cemâlini gördüğün gibi bahar dahi bir çiçektir ve Cennet dahi görülmedik bir çiçektir. Baharın tamamına bakabilirsen ve Cenneti îmân gözüyle görebilirsen bak, gör; cemâl-i sermedînin derece-i haşmetini anla. O güzelliğe karşı îmân güzelliğiyle ve ubûdiyet cemâli ile mukàbele etsen çok güzel bir mahlûk olursun. Eğer dalâletin hadsiz çirkinliğiyle ve isyanın menfûr kubhuyla mukàbele edip karşılasan, en çirkin bir mahlûk olmakla beraber, bütün güzel mevcûdâtın ma'nen menfûrları olursun.

#### Beşinci Nokta

Beşinci Nokta: Nasıl ki, yüzer hüner ve san'at ve kemâl ve cemâlleri bulunan bir Zât; herbir hüner kendini teşhîr etmek ve herbir güzel san'at kendini takdir ettirmek ve herbir kemâl kendini izhâr etmek ve herbir cemâl kendini göstermek istemesi kaidesince o Zât dahi bütün hünerlerini ve san'atlarını ve kemâlâtını ve gizli güzelliklerini ta'rif edecek, teşhîr edecek, gösterecek olan bir hàrika sarayı yapmış. Her kim o mu'cizeli sarayı temâşâ etse, birden ustasının ve sâhibinin hünerlerine ve mehâsinine ve kemâlâtına intikal eder ve gözüyle görür gibi inanır, tasdik eder ve der ki: “Her cihetle güzel ve hünerli olmayan bir zât, böyle her cihetle güzel bir eserin masdarı, mûcidi ve taklidsiz muhteri'i olamaz. Belki onun manevî hüsünleri ve kemâlleri bu saray ile tecessüm etmiş gibidir.” hükmeder. Aynen öyle de, bu kâinât denilen dünyadan, meşher-i acâib ve saray-ı muhteşemin hüsünlerini gören ve aklı çürük ve kalbi bozuk olmayan elbette intikal edecek ki, bu saray bir âyinedir; başkasının cemâlini ve kemâlini göstermek için böyle süslenmiş. Evet mâdem bu saray-ı âlemin başka emsâli yok ki güzellikleri ondan iktibas edip taklid edilsin. Elbette ve her hâlde bunun ustası kendi zâtında ve esmâsında kendine lâyık güzellikleri var ki, kâinât ondan iktibas ediyor ve ona göre yapılmış ve onları ifâde etmek için bir kitab gibi yazılmış.

4–6 Ekim 2026 · İstanbul

13. Uluslararası Bediüzzaman Sempozyumu

Sempozyum programı, tebliğler ve kayıt bilgileri için sempozyum sitesini ziyaret edin.