İstanbul İlim ve Kültür Vakfı
Sayfa 67 / 656
67

benzemez ve sıfatları mümkinâtın sıfatlarından hadsiz derece yüksektir. Öyle de, onun kudsî cemâli, mümkinâtın ve mahlûkatın hüsünlerine benzemez, hadsiz derecede daha àlîdir. Evet, koca Cennet bütün hüsün ve cemâliyle bir cilvesi bulunan ve bir saat müşâhedesi ehl-i Cennete Cenneti unutturan bir cemâl-i sermedî, elbette nihâyeti ve şebîhi ve nazîri ve misli olmaz. Ma'lûmdur ki; herşeyin hüsnü kendine göredir; hem binler tarzda bulunur ve nev'ilerin ihtilâfı gibi güzellikleri de ayrı ayrıdır. Meselâ; göz ile hissedilen bir güzellik, kulak ile hissedilen bir hüsün bir olmaması ve akıl ile fehmedilen bir hüsn-ü aklî, ağız ile zevk edilen bir hüsn-ü taam bir olmadığı gibi; kalb, rûh vesâir zâhirî ve bâtınî duyguların istihsân ettikleri ve güzel hissettikleri güzellikler, onların ihtilâfı gibi muhteliftir. Meselâ; îmânın güzelliği ve hakikatin güzelliği ve nurun hüsnü ve çiçeğin hüsnü ve rûhun cemâli ve sûretin cemâli ve şefkatin güzelliği ve adâletin güzelliği ve merhametin hüsnü ve hikmetin hüsnü ayrı ayrı oldukları gibi; Cemîl-i Zülcelâl’in nihâyet derecede güzel olan esmâ-i hüsnâsının güzellikleri dahi ayrı ayrı olduğundan, mevcûdâtta bulunan hüsünler ayrı ayrı düşmüş.

Eğer Cemîl-i Zülcelâl’in esmâsındaki hüsünlerin mevcûdât âyinele­rinde bir cilvesini müşâhede etmek istersen, zeminin yüzünü bir küçük bahçe gibi temâşâ edecek bir geniş, hayâlî göz ile bak ve hem bil ki: Rahmâniyet, rahîmiyet, hakîmiyet, âdiliyet gibi tâbirler, Cenâb-ı Hakk’ın hem isim, hem fiil, hem sıfât, hem şe'nlerine işâret ederler.

İşte başta insan olarak bütün hayvanatın muntazaman bir perde-i gaybdan gelen erzâklarına bak, Rahmâniyet-i İlâhiyenin cemâlini gör.

Hem bütün yavruların mu'cizâne iâşelerine ve başları üstünde ve annelerinin sînelerinde asılmış tatlı, sâfî, âb-ı kevser gibi iki tulumbacık süte temâşâ eyle, rahîmiyet-i Rabbâniyenin câzibedâr cemâlini gör.

Hem bütün kâinâtı envâ'ıyla beraber bir kitab-ı kebîr-i hikmet ve öyle bir kitab ki; her harfi yüz kelime, her kelimesi yüzer satır, her satırı bin bâb, her bâbı binler küçük kitab hükmüne getiren hakîmiyet-i İlâhiyenin cemâl-i bîmisâline bak, gör.

Hem kâinâtı bütün mevcûdâtıyla mîzanı altına alan ve bütün ecrâm-ı ulviye ve süfliyenin muvâzenelerini idâme ettiren ve güzelliğin en mühim bir esâsı olan tenâsübü veren ve herşeye en güzel vaziyeti verdiren ve her zîhayata hakk-ı hayatı verip ihkàk-ı hak eden ve mütecâvizleri durduran ve cezalandıran bir âdiliyetin haşmetli güzelliğine bak, gör.

Hem insanın geçmiş tarihçe-i hayatını, buğday tanesi küçüklüğündeki kuvve-i hâfızasında ve her nebât ve ağacın gelecek tarihçe-i hayat-ı sâniyesini çekirdeğinde yazmasına ve her zîhayatın muhâfazasına lüzumu bulunan âlât ve cihâzâta, meselâ; arının kanatçıklarına ve zehirli iğnesine

4–6 Ekim 2026 · İstanbul

13. Uluslararası Bediüzzaman Sempozyumu

Sempozyum programı, tebliğler ve kayıt bilgileri için sempozyum sitesini ziyaret edin.