İstanbul İlim ve Kültür Vakfı
Sayfa 66 / 656
66

muhtelif kemâlât ve ayrı ayrı cemâller ve çeşit çeşit güzellikler, Sâni'-i Zülcelâl’de olan fiillerin ve isimlerin ve sıfatların ve şe'nlerin ve Zâtının kendilerine mahsûs münâsib ve lâyık ve vâcibiyetine ve kudsiyetine muvâfık olarak hadsiz kemâlâtlarına ve nihâyetsiz cemâllerine ve ayrı ayrı ve umum kâinâtın fevkınde güzelliklerine gayet sarîh şehâdet ve gayet kat'î delâlet ederler.

İkinci Bürhân

İkinci Bürhân’ın beş noktası var:

#### Birinci Nokta

Birinci Nokta: Meşreblerinde, mesleklerinde birbirinden ayrı ve uzak olan bütün ehl-i hakikatin reisleri, zevk ve keşfe istinâd ederek icmâ ile, ittifak ile îmân edip hükmediyorlar ki, bütün mevcûdâttaki hüsün ve cemâl, bir Zât-ı Vâcibü'l-Vücûdda bulunan mukaddes hüsün ve cemâlin gölgesi ve lemeâtı ve perdelerin arkasında cilvesidir.

#### İkinci Nokta

İkinci Nokta: Bütün güzel mahlûklar, kafile kafile arkasında durmayarak gelip gidiyorlar, fenâya girip kayboluyorlar. Fakat o âyineler üstünde kendini gösteren ve cilvelenen yüksek ve tebeddül etmez bir güzellik, tecellîsinde devam ettiğinden kat'î bir sûrette gösterir ki, o güzellikler o güzellerin malı ve o âyinelerin cemâli değildir. Belki, güneşin cemâl-i şuââtı, cereyan eden suyun üzerindeki kabarcıklarda göründüğü gibi, sermedî bir cemâlin ışıklarıdırlar.

#### Üçüncü Nokta

Üçüncü Nokta: Nurun gelmesi elbette nurânîden ve vücûd vermesi her hâlde mevcûddan ve ihsân ise gınâdan ve sehàvet ise servetten ve ta'lim ilimden gelmesi bedîhî olduğu gibi, hüsün vermek dahi hasenden ve güzelleştirmek, güzelden ve cemâl vermek cemîlden olabilir, başka olamaz. İşte bu hakikate binâen îmân ederiz ki: Bu kâinâttaki görünen bütün güzellikler öyle bir güzelden geliyor ki; bu mütemâdiyen değişen ve tazelenen kâinât, bütün mevcûdâtıyla âyinedârlık dilleriyle, o güzelin cemâlini tavsif ve ta'rif eder.

#### Dördüncü Nokta

Dördüncü Nokta: Nasıl ki ceset rûha dayanır, ayakta durur, hayatlanır ve lafız mânâya bakar, ona göre nurlanır ve sûret hakikate istinâd eder, ondan kıymet alır. Aynen öyle de, bu maddî ve cismânî olan âlem-i şehâdet dahi bir cesettir, bir lafızdır, bir sûrettir; âlem-i gaybın perdesi arkasındaki esmâ-i İlâhiyeye dayanır, hayatlanır, istinâd eder, can alır, ona bakar, güzelleşir. Bütün maddî güzellikler, kendi hakikatlerinin ve mânâlarının manevî güzelliklerinden ileri geliyor. Ve hakikatleri ise, esmâ-i İlâhiyeden feyz alırlar ve onların bir nev'i gölgeleridir. Ve bu hakikat, Risale-i Nurda kat'î isbât edilmiştir.

Demek bu kâinâtta bulunan bütün güzelliklerin envâ'ı ve çeşitleri, âlem-i gayb arkasında tecellî eden ve kusurdan mukaddes, maddeden mücerred bir cemâlin esmâ vâsıtasıyla cilveleri ve işâretleri ve emârâtlarıdır. Fakat nasıl ki, Vâcibü'l-Vücûd’un Zât-ı Akdesi, başkalara hiçbir cihette

4–6 Ekim 2026 · İstanbul

13. Uluslararası Bediüzzaman Sempozyumu

Sempozyum programı, tebliğler ve kayıt bilgileri için sempozyum sitesini ziyaret edin.