► (29) ◄
[Zübeyr’in mahkemede okuduğu müdafaası gibi, parlak medhiyesi inşâallâh onları takdir ve tahsine sevketmiş ki, taaccüble kararnâmede yazmışlar.]
Zübeyr Gündüzalp’ın daktilo ile yazdığı “Gençliğimiz, hak ve hakikati öğreten ma'lûmât ve en yüksek ahlâk istiyor.” adlı bir formasında, onuncu sahifede: Risale-i Nur yirminci asrın Müslümanlarını ve bütün insanları koyu fikir karanlığından kurtarmak için müellifinin kendi ihtiyarıyla değil, Büyük Yaratıcımızın ihtarıyla yazılmış bir şâheserdir.
Onikinci sahifede: Risale-i Nura hizmet eden birisine denilse: Risale-i Nur yerine şu kitapları kopya et de, Ford’un servetini sana vereyim. O, Risale-i Nur satırlarından kaleminin ucunu bile kaldırmadan şöyle cevab verir: “Dünya servet ve saltanatının hepsini verseniz kabûl etmem.”
Onbeşinci sahifede: “Dürüst fikirli yazarlara bağlılığımızın derecesi yüz ise, Bediüzzaman gibi dünya ve âhiretimize rehberlik eden büyük bir şahsiyete bir kentrilyondur, sonsuzdur.”
Onikinci sahifede: “Risale-i Nurun şahs-ı manevîsi, asrın ictimâî ve rûhî ve dinî hastalıklarını teşhîs etmiş ve müzminleşmiş ictimâî illetleri tedâvi edecek şekilde Kur'ân-ı Hakîm’in hakikatlerini İlâhî bir emirle, bu zamanda yaşayan bütün insanlara arz etmiştir.”
Kırkdördüncü sahifede: “Bediüzzaman, bu risaleleri bir sene okuyan bu zamanın mühim bir âlimi olabilir demiştir. Evet, öyledir.”
Ellidördüncü sahifede: “Risale-i Nur okuyan hâkimlerin isabetsiz karar verdikleri görülmüyor.” denilmektedir. ∗∗∗
► (30) ◄
[Bu gelen parça tam lehimde ve ayn-ı hakikat iken kararnâmede suç mevzûları içine konulmamalı idi.]
Ahmed Feyzi’nin eserinin bir kısmını ta'dil ettiğini fakat bir kısmının da aceleye geldiğinden ta'dil edemeden gönderdiğini, “Dine ve terbiye-i Muhammediye’ye (A.S.M.) zehir diyen Saraçoğlu’nu bırakıp, hakikat-i Kur'âniyeyi güneş gibi gösteren Sirâcü'n-Nur ile münâkaşa etmek, onun müsâderesine yardım etmek demek olduğunu beyân ediyoruz.” denmektedir.
Mahkemeye tarihsiz ibraz ettiği bir müdafaasında neticeten: Kendisinin ve şâkirdlerinin siyasetle iştigâl etmediklerini, tecâvüz olarak gösterilen yazıların mahrem olduklarını, vicdân ve tefekkür hürriyeti mevcûd
