► (38) ◄
Azîz, Sıddık Kardeşlerim!
Sâir yerlere nisbeten en sıkıntılı ve en soğuk olan bu hapsin zahmet ve meşakkatini çeken, elbette bu hapsin sebebinde derecesine göre bir kaçınmak meyli olacak. Fakat onun zâhirî sebebi olan Risale-i Nurun o zahmet çekenlere kazandırdığı îmân-ı tahkîkî ve îmân-ı tahkîkî ile hüsn-ü hâtime ve şirket-i maneviye ile yüzer adam kadar a'mâl-i sâliha o acı zahmeti tatlı bir rahmete çevirdiğinden, bu iki neticenin fiatı, sarsılmaz bir sadâkat ve sebatkârlıktır. Onun için, pişman olmak ve vazgeçmek, büyük bir hasârâttır. Şâkirdlerin dünya ile alâkası olmayan veya pek az bulunanları için bu hapis daha hayırlıdır, bir cihette hürriyet yeridir. Ve alâkası bulunan ve idaresi yerinde olanlara, sarfedilen paraları muzâaf sadakalara ve geçirilen ömür saatleri muzâaf ibâdetlere çevirmesinden, şekvâ yerine şükür etmeleri iktiza ediyor. Ve fakir ve zaîf kısmı ise; zâten hapsin haricinde onlara fâidesiz sevâblar, mes'ûliyetli meşakkat verdiğinden, bu hayırlı, çok sevâblı, mes'ûliyetsiz ve arkadaşlarının mütekàbil tesellîleriyle hafifleşen meşakkat, onlar için medâr-ı şükrândır. ∗∗∗
► (39) ◄
Azîz, Sıddık Kardeşlerim!
Kastamonu’da ehl-i takvâ bir zât, şekvâ tarzında dedi:
“Ben sukùt etmişim. Eski hâlimi ve zevkleri ve nurları kaybetmişim.”
Ben de dedim:
“Belki terakkî etmişsin ki; nefsi okşayan ve uhrevî meyvesini dünyada tattıran ve hodbînlik hissini veren zevkleri, keşifleri geri bırakıp, daha yüksek makama, mahviyet ve terk-i enâniyet ve fânî zevkleri aramamak ile uçmuşsun.” Evet, bir ehemmiyetli ihsân-ı İlâhî; ihsânını, enâniyetini bırakmayana ihsâs etmemektir.. tâ ucb ve gurura girmesin.
Kardeşlerim! Bu hakikate binâen, bu adam gibi düşünen veya hüsn-ü zannın verdiği parlak makamları nazara alan zâtlar, sizlere bakıp içinizde mahviyet ve tevâzu' ve hizmetkârlık kisvesiyle görünen şâkirdleri âdi, âmî adamlar görür ve der: “Bunlar mı hakikat kahramanları ve dünyaya karşı meydân okuyan? Heyhât! Bunlar nerede, evliyâları bu zamanda âciz bırakan bu kudsî hizmet mücâhidleri nerede!” diyerek dost ise inkisar-ı hayâle uğrar, muârız ise kendi muhâlefetini haklı bulur.
Said Nursî ∗∗∗
