en büyük bir temelini beyân ve hall ve keşf ve isbât etmekle Kur'ânın tılsımı açılır. Ve hilkat-i kâinâtın en gizli ve bilinmez ve felsefeyi idrakinden âciz bırakan muammâsı bilinir.
Hàlık-ı Rahîmime, yüzbin defa Risaletü'n-Nurun hurûfâtı adedince şükür ve hamdolsun ki Risaletü'n-Nur bu acîb tılsımı ve bu garîb muammâyı hall ve keşf ve isbât etmiş. Ve bilhassa Yirminci Mektûbun âhirlerinde وَهُوَ عَلٰى كُلِّ شَىْءٍ قَدِيرٌ bahsinde ve haşre dair Yirmidokuzuncu Söz'ün "Fâil muktedirdir" bahsinde, Yirmidokuzuncu Lem'a-i Arabiye'nin اَللّٰهُ اَكْبَرُ mertebelerinden kudret-i İlâhiyenin isbâtında, kat'î bürhânlarla -iki kere iki dört eder derecesinde- isbât edilmiş.
Onun için, izâhı onlara havâle etmekle beraber, bir fihriste hükmünde bu sırrı açan esâsları ve delilleri icmâlen beyân ve onüç basamak olarak Onüç Sırra işâret etmek istedim. Birinci ve ikinci sırları yazdım. Fakat, maatteessüf hem maddî, hem manevî iki kuvvetli mâni, beni şimdilik mütebâkisinden vazgeçirdiler.
#### Birinci Sır
Birinci Sır: Bir şey zâtî olsa, onun zıddı o zâta ârız olamaz. Çünkü: “İctimâ'ü'z-zıddeyn” olur, o da muhâldir. İşte bu sırra binâen, mâdem kudret-i İlâhiye zâtiyedir ve zât-ı akdesin lâzım-ı zarûrîsidir. Elbette, o kudretin zıddı olan acz o Zât-ı Kadîre ârız olması mümkün olmaz. Ve mâdem bir şeyde mertebelerin bulunması, o şeyin içinde zıddının tedâhülü iledir. Meselâ: Ziyânın –kavî ve zaîf gibi– mertebeleri, zulmetin müdâhalesi ile ve harâretin –ziyâde ve aşağı– dereceleri, soğuğun karışması ile ve kuvvetin –şiddet ve noksan– mikdarları, mukâvemetin karşılaması ve mümânaatıyladır. Elbette o kudret-i zâtiyede mertebeler bulunmaz. Bütün eşyayı, bir tek şey gibi icâd eder. Ve mâdem o kudret-i zâtiyede mertebeler bulunmaz ve za'f ve noksan olamaz. Elbette hiçbir mâni onu karşılayamaz ve hiçbir icâd ona ağır gelmez. Ve mâdem hiçbir şey ona ağır gelmez, elbette Haşr-i A'zamı bir bahar kadar kolay ve bir baharı bir ağaç kadar sühûletli ve bir ağacı bir çiçek kadar zahmetsiz icâd ettiği gibi; bir çiçeği bir ağaç kadar san'atlı, bir ağacı bir bahar kadar mu'cizâtlı ve bir baharı bir haşir gibi cem'iyetli ve hàrikalı halkeder ve gözümüzün önünde halkediyor.
Risale-i Nurda kat'î ve kuvvetli çok bürhânlar ile isbât edilmiş ki: Eğer vahdet ve tevhid olmazsa, bir çiçek, bir ağaç kadar, belki daha müşkülâtlı ve bir ağaç, bir bahar kadar, belki daha suûbetli olmakla beraber; kıymet ve san'atça bütün bütün sukùt edeceklerdi. Ve şimdi bir dakikada yapılan bir zîhayat, bir senede ancak yapılacaktı. Belki de hiç yapılmayacaktı. İşte bu mezkûr sırra binâendir ki: Gayet mebzûliyet ve çoklukla beraber gayet
