bürhânlarına istinâdları öyle bir hüccettir ki; onların mecmûu kadar bir zekâvet ve dirayet sâhibi olmak ve bürhânlarının umumu kadar bir bürhân bulmak mümkün ise, karşılarına ancak öyle çıkılabilir. Yoksa o münkirler, yalnız cehâlet ve echeliyet ve inkâr ve isbât olunmayan menfî mes'elelerde inâd ve göz kapamak sûretiyle karşılarına çıkabilirler. –Gözünü kapayan, yalnız kendine gündüzü gece yapar– Bu seyyah; bu muhteşem ve geniş dershânede, bu muhterem ve mütebahhir üstadların neşrettikleri nurlar, zeminin yarısını bin seneden ziyâde ışıklandırdığını bildi. Ve öyle bir kuvve-i maneviyeyi buldu ki, bütün ehl-i inkâr toplansa onu kıl kadar şaşırtmaz ve sarsmaz.
İşte bu yolcunun bu dershâneden aldığı derse bir kısa işâret olarak Birinci Makamın dokuzuncu mertebesinde:
لَااِلٰهَاِلَّااللّٰهُ الَّذِى دَلَّ عَلٰى وُجُوبِ وُجُودِهِ فِي وَحْدَتِهِ: اِتِّفَاقُ جَمِيعِ الْاَصْفِيَاءِ، بِقُوَّةِ بَرَاهِينِهِمُ الظَّاهِرَةِ الْمُحَقَّقَةِ الْمُتَّفِقَةِ
denilmiş.
10. Mertebe: Kudsi Mürşidler {10}
Sonra, îmânın daha ziyâde kuvvetlenmesinde ve inkişafında ve ilmelyakìn derecesinden aynelyakìn mertebesine terakkîsindeki envârı ve ezvâkı görmeye çok müştâk olan o mütefekkir yolcu, medreseden gelirken, hadsiz küçük tekyelerin ve zâviyelerin telâhukuyla tevessü' eden gayet feyizli ve nurlu ve sahrâ genişliğinde bir tekye, bir hangâh bir zikirhâne, bir irşadgâhta ve cadde-i kübrâ-yı Muhammedînin (A.S.M.) ve mi'râc-ı Ahmedî’nin (A.S.M.) gölgesinde hakikate çalışan ve hakka erişen ve aynelyakìne yetişen binlerle ve milyonlarla kudsî mürşidler onu dergâha çağırdılar. O da girdi, gördü ki: O ehl-i keşf ve kerâmet mürşidler; keşfiyâtlarına ve müşâhedelerine ve kerâmetlerine istinâden bil'icmâ müttefikan لَااِلٰهَاِلَّاهُوَ diyerek, vücûb-u vücûd ve vahdet-i Rabbâniyeyi kâinâta ilân ediyorlar. Güneşin ziyâsındaki yedi renk ile güneşi tanımak gibi, yetmiş renk ile, belki esmâ-i hüsnâ adedince, Şems-i Ezelî’nin ziyâsından tecellî eden ayrı ayrı nurlu renkler ve çeşit çeşit ziyâlı levnler ve başka başka hakikatli tarîkatlar ve muhtelif doğru meslekler ve mütenevvi' haklı meşreblerde bulunan o kudsî dâhîlerin ve nurânî âriflerin icmâ ve ittifakla imza ettikleri bir hakikat, ne derece zâhir ve bâhir olduğunu aynelyakìn müşâhede etti ve Enbiyânın (Aleyhimüsselâm) icmâı ve asfiyânın ittifakı ve evliyânın tevâfuku ve bu üç icmâın birden ittifakı, güneşi gösteren gündüzün ziyâsından daha parlak gördü.
