ve zîhayatta temerküz ve ictimâ' ettiğinden, en cüz'î bir şeye ve en küçük bir zîhayata kendi başıyla müdâhale eden bir şirk, o gayeleri bozar ve o maksadları harâb eder. Ve zîşuûrun yüzlerini, o gayelerden ve o gayeleri irâde edenden çevirip esbâba saldığından ve bu vaziyet rubûbiyetin mâhiyetine bütün bütün muhâlif ve adâvet olduğundan; elbette böyle bir rubûbiyet-i mutlaka, hiçbir cihetle şirke müsâade etmez. Kur'ânın kesretli takdisâtı ve tesbihâtı ve âyâtı ve kelimâtı, belki hurûfâtı ve hey'âtıyla mütemâdiyen tevhide irşadâtı bu büyük sırdan ileri gelmiştir.
Üçüncü Hakikat: “Kemâlât” {23}
ÜÇÜNCÜ HAKİKAT: “Kemâlât” tır.
Evet, bu kâinâtın bütün ulvî hikmetleri, hàrika güzellikleri, âdilâne kanunları, hakîmâne gayeleri, hakikat-i kemâlâtın vücûduna bedâhetle delâlet.. ve bilhassa bu kâinâtı hiçten icâd edip her cihetle mu'cizâtlı ve cemâlli bir sûrette idare eden Hàlık’ın kemâlâtına ve o Hàlık’ın âyine-i zîşuûru olan insanın kemâlâtına şehâdeti pek zâhirdir.
Mâdem kemâlât hakikati vardır. Ve mâdem kâinâtı kemâlât içinde icâd eden Hàlık’ın kemâlâtı muhakkaktır. Ve mâdem kâinâtın en mühim meyvesi ve arzın halifesi ve Hàlık’ın en ehemmiyetli masnû'u ve sevgilisi olan insanın kemâlâtı haktır ve hakikatlidir... Elbette bu gözümüz ile gördüğümüz kemâlli ve hikmetli kâinâtı, fenâ ve zevâlde yuvarlanan ve neticesiz olarak, tesâdüfün oyuncağı, tabiatın mel'abegâhı, zîhayatın zâlimâne mezbahası, zîşuûrun dehşetli hüzüngâhı sûretine çeviren ve âsârı ile kemâlâtı görünen insanı, en bîçâre ve en perîşan ve en aşağı bir hayvan derekesine indiren ve Hàlık’ın âyine-i kemâlâtı olan bütün mevcûdâtın şehâdetiyle nihâyetsiz kemâlât-ı kudsiyesi bulunan o Hàlık’ın kemâlâtını setredip perde çekerek netice-i fa'âliyetini ve hallâkıyetini ibtal eden şirk, elbette olamaz ve hakikatsizdir.
Şirkin bu Kemâlât-ı İlâhiyeye ve insaniye ve kevniyeye karşı zıddiyeti ve o kemâlâtları bozduğu, İkinci Şuâ risalesinin üç meyve-i tevhide dair Birinci Makamında kuvvetli ve kat'î deliller ile isbât ve izâh edildiğinden, ona havâle edip burada kısa kesiyoruz.
Dördüncü Hakikat: “Hâkimiyet” {24}
DÖRDÜNCÜ HAKİKAT: “Hâkimiyet” tir.
Evet, bu kâinâta geniş bir dikkat ile bakan; kâinâtı gayet haşmetli ve gayet fa'âliyetli bir memleket, belki idaresi gayet hikmetli ve hâkimiyeti gayet kuvvetli bir şehir hükmünde görür, herşeyi ve her nev'i birer vazife ile musahharâne meşgul bulur. ﴾ وَ لِلّٰهِ جُنُودُ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِ ﴿ âyetinin askerlik mânâsını ihsâs eden temsîline göre: Zerrât ordusundan ve nebâtât fırkalarından ve hayvanat taburlarından, tâ yıldızlar ordusuna kadar olan
