İstanbul İlim ve Kültür Vakfı
Sayfa 129 / 656
129

cünûd-u Rabbâniyeden, o küçücük memurlarda ve bu pek büyük askerlerde, hâkimâne tekvînî emirlerin, âmirâne hükümlerin, şâhâne kanunların cereyanları, bedâhetle bir hâkimiyet-i mutlakanın ve bir âmiriyet-i külliyenin vücûduna delâlet ederler.

Mâdem bir hâkimiyet-i mutlaka hakikati vardır.. elbette şirkin hakikati olamaz. Çünkü, ﴾  لَوْ كَانَ ف۪يهِمَا اٰلِهَةٌ إِلَّا اللّٰهُ لَفَسَدَتَا ﴿ âyetinin hakikat-i kàtıasıyla; müteaddid eller müstebidâne bir işe karışsalar, karıştırırlar. Bir memlekette iki pâdişah, hattâ, bir nahiyede iki müdür bulunsa; intizam bozulur ve idare herc ü merc olur. Hâlbuki, sinek kanadından tâ semâvât kandillerine kadar ve hüceyrât-ı bedeniyeden tâ seyyârâtın burçlarına kadar öyle bir intizam var ki: Zerre kadar şirkin müdâhalesi olamaz.

Hem hâkimiyet bir makam-ı izzettir; rakìb kabûl etmek, o hâkimiyetin izzetini kırar. Evet, aczi için çok yardımcılara muhtaç olan insanın, cüz'î ve zâhirî ve muvakkat bir hâkimiyeti için kardeşini ve evlâdını zâlimâne öldürmesi gösteriyor ki: Hâkimiyet rakìb kabûl etmez. Böyle bir âciz, böyle cüz'î bir hâkimiyet için böyle yaparsa; elbette, bütün kâinâtın mâliki olan bir Kadîr-i Mutlak’ın, hakîki ve küllî rubûbiyetine ve ulûhiyetine medâr olan kendi hâkimiyet-i kudsiyesine başkasını teşrîk etmesi ve şerîke müsâade etmesi hiçbir cihetle mümkün olamaz.

Bu hakikat, İkinci Şuâ’nın İkinci Makamında ve Risale-i Nurun birçok yerlerinde kuvvetli deliller ile isbât edildiğinden, onlara havâle ediyoruz.

İşte, yolcumuz bu dört hakikati müşâhede etmekle, vahdâniyet-i İlâhiyeyi şühûd derecesinde bildi.. îmânı parladı. Bütün kuvvetiyle لَا إِلٰهَ اِلَّا اللّٰهُ وَحْدَهُ لَا شَرِيكَ لَهُ dedi. Ve bu menzilden aldığı derse bir kısa işâret olarak Birinci Makam’ın ikinci bâbında:

لَا إِلٰهَ اِلَّا اللّٰهُ الْوَاحِدُ الْاَحَدُ الَّذِى دَلَّ عَلٰى وَحْدَانِيَّتِهِ وَوُجُوبِ وُجُودِهِ مُشَاهَدَةُ عَظَمَةِ حَقِيقَةِ تَبَارُزِ الْاُلُوهِيَّةِ الْمُطْلَقَةِ، وَكَذَا مُشَاهَدَةُ عَظَمَةِ اِحَاطَةِ حَقِيقَةِ تَظَاهُرِ الرُّبُوبِيَّةِ الْمُطْلَقَةِ الْمُقْتَضِيَةِ لِلْوَحْدَةِ وَكَذَا مُشَاهَدَةُ عَظَمَةِ اِحَاطَةِ حَقِيقَةِ الْكَمَالَاتِ النَّاشِئَةِ مِنَ الْوَحْدَةِ وَكَذَا مُشَاهَدَةُ عَظَمَةِ اِحَاطَةِ حَقِيقَةِ الْحَاكِمِيَّةِ الْمُطْلَقَةِ الْمَانِعَةِ وَالْمُنَافِيَةِ لِلشِّرْكَةِ

denilmiştir.

4–6 Ekim 2026 · İstanbul

13. Uluslararası Bediüzzaman Sempozyumu

Sempozyum programı, tebliğler ve kayıt bilgileri için sempozyum sitesini ziyaret edin.