Hem o “bütün rivâyetler, mevzu'dur veya zaîftir” iddiacının demesi üç vecihle yanlış olduğu, cedvelde isbât edilmiş.
Birisi: Bir milyon hadîsi hıfzına alan İmâm-ı Ahmed ibn-i Hanbel ve beşyüzbin hadîsi hıfzeden İmâm-ı Buhârî’nin cesâret edemedikleri ve o nefyin isbâtı kàbil olmadığı ve bütün hadîs kitaplarını görmediği ve ümmetin ekseriyeti her asırda o rivâyetlerin mânâlarının zuhûrlarını veya o küllînin bir ferdini görmesini bekledikleri ve ümmetce telâkki-i bilkabûl derecesine yakınlaşmış ve ayn-ı hakikat bazı nümûne ve ferdleri meydâna çıkıp görüldüğü hâlde, o rivâyetleri külliyetle inkâr etmek on cihetle hatâdır.
İkinci vecih: Mevzu'dur mânâsı: Bu rivâyet an'aneli, senedli hadîs değil demektir. Yoksa mânâsı yanlıştır demek değildir. Mâdem ümmette, hususan ehl-i hakikat ve keşf ve bir kısım ehl-i hadîs ve ehl-i ictihâd kabûl edip mânâlarının vukû'larını beklemişler. Elbette o rivâyetlerin durûb-u emsâl gibi umuma bakan hakikatleri vardır.
Üçüncü vecih: Hangi mes'ele veya rivâyet var ki, meşrebleri, mezhebleri muhtelif âlimlerin bir kitabında ona i'tirâz edilmesin. Meselâ; İslâm içinde birkaç deccâl geleceğine dair rivâyetlerden birisi bu hadîs-i şerîf, sarîh bir sûrette Cengiz ve Hülâgu fitnesinden haber verir.
لَنْ تَزَالَ الْخِلَافَةُ فِي وُلْدِ عَمِّى صِنْوِ اَبِي الْعَبَّاسِ حَتّٰى يُسَلِّمُوهَا اِلَى الدَّجَّالِ
Yani: “Uzun zaman Hilâfet-i Abbâsiye devam edecek, sonra o saltanat deccâl eline geçecek” diye, beşyüz seneden sonra İslâm içine bir deccâl gelecek, o hilâfeti bozacak gibi ki; eşhâs-ı âhirzamandan çok rivâyetler haber verdikleri hâlde, mezhebi ayrı veya fikri müfrit bir kısım ehl-i ictihâd kabûl etmemişler, mevzu' veya zaîftir demişler. Her ne ise.. şimdi bu uzun kıssayı kısa kesmeme sebeb Risale-i Nur ile alâkadar ve Nurlara hücumun aynı zamanında zeminin hiddetini gösteren dört büyük zelzelenin tevâfuku gibi bu cevabı yazdığım aynı saatte burada iki şiddetli zelzele vukû' buldu. Şöyle ki:
Akşamda elime verilen ehl-i vukûfun raporundaki ameliyât-ı cerrâhiyenin yaralarından elîm bir te'sir ve temâssızlıktan hazîn bir zahmetle kendim perîşan kalemimle yazmaktan teellüm hissederken, iki zelzelenin tevâfukudur. Evet sekiz ay tecrid ve sıkıntılar içinde en ziyâde güvendiğim ve raporlarıyla imdâdıma yetişmelerini beklediğim Diyânet Riyâseti dâiresinden gelen raporu akşamdan aldım. Bu sabah bildim ki; pek ehemmiyetsiz şeylerle imdâdıma değil, belki iddiacıya yardım ederek: “Geçen dört zelzeleler Nurun kerâmetlerindendir, Said demiş.” dediklerini gördüm. Cetvelde yazdığım gibi: Nurlar, sadaka-i makbûle
