İstanbul İlim ve Kültür Vakfı
Sayfa 574 / 656
574

Bu pek azîm mes'ele-i kudrete dair Arabî fıkranın kısaca meâlinin bir nev'i tercümesinden evvel, kalbe ihtar edilen bir hakikati beyân ederiz. Şöyle ki:

Kudretin vücûdu, kâinâtın vücûdundan daha ziyâde kat'îdir. Belki bütün mahlûkat, herbiri, hem beraber; o kudretin mücessem kelimâtıdır.. onun aynelyakìn vücûdunu gösterirler. Onun mevsufu olan kadîr-i mutlaka adedlerince şehâdetler ederler. Daha hüccetlerle o kudretin isbâtına ihtiyaç yoktur. Belki, îmânda en ehemmiyetli bir esâs, haşir ve neşrin en kuvvetli bir temel taşı ve çok mesâil-i îmâniye ve hakàik-ı Kur'âniyeye en lüzumlu bir medâr olan ve ﴾ مَا خَلْقُكُمْ وَلَابَعْثُكُمْ اِلَّا كَنَفْسٍ وَاحِدَةٍ ﴿ âyetinin da'vâ ettiği ve bütün akıllar ona yol bulamadıklarından, hayrette, aczde, bir kısmı inkârda kaldıkları kudrete ait bir dehşetli hakikatin isbâtı lâzımdır.

İşte o esâs, o temel, o medâr, o da'vâ, o hakikat ise mezkûr âyetin meâlidir. Yani; “Ey cin ve ins! Bütün sizlerin yaratılmanız, icâdınız ve haşirde ihyânız, diriltilmeniz; bir tek nefsin icâdı gibi kudretime kolaydır.” Bir baharı, tek bir çiçek misillû sühûletle icâd eder. Cüz'î, küllî, küçük, büyük, az, çok; o kudrete nisbeten farkları yoktur. Seyyâreleri, zerreler gibi kolay döndürür.

İşte, mezkûr Arabî fıkra, yalnız bu dehşetli mes'eleye Dokuz Basamak ile pek kat'î ve kuvvetli bir hücceti beyân eder. Gayet kısa bir meâli şudur: Basamağın esâsına işâret eden:

اِذْ هُوَ الْقَدِيرُ عَلٰى كُلِّ شَىْءٍ بِقُدْرَةٍ مُطْلَقَةٍ مُحِيطَةٍ ضَرُورِيَّةٍ نَاشِئَةٍ لَازِمَةٍ ذَاتِيَّةٍ لِلذَّاتِ الْاَقْدَسِيَّةِ فَمُحَالٌ تَدَاخُلُ ضِدِّهَا فَلَا مَرَاتِبَ فِيهَا فَتَتَسَاوٰى بِالنِّسْبَةِ اِلَيْهَا الذَّرَّاتُ وَالنُّجُومُ وَالْجُزْءُ وَالْكُلُّ وَالْجُزْئِىُّ وَالْكُلِّىُّ وَالنُّوَاةُ وَالشَّجَرُ وَالْعَالَمُ وَالْاِنْسَانُ

Yani: Herşeye kadîr öyle bir kudreti var ki; bütün eşyayı ihâta etmiş ve Zât-ı Vâcibü'l-Vücûd’a lüzum-u zâtî ile ve fenn-i mantık tâbirince zarûriyet-i nâşie ile lâzımdır, vâcibdir, infikâki muhâldir, imkânı yoktur. Mâdem böyle bir lüzumla böyle bir kudret Zât-ı Akdes’tedir, elbette onun zıddı olan acz hiçbir cihetle içine giremez. Zât-ı Kadîre ârız olamaz. Mâdem bir şeyde mertebelerin bulunması, onun zıddı içine girmesi iledir. Meselâ; harâretin derece ve mertebeleri, soğuğun girmesi ve güzelliğin ise, çirkinliğin müdâhalesi ile olması ve bu zâtî kudrete zıt olan acz,

4–6 Ekim 2026 · İstanbul

13. Uluslararası Bediüzzaman Sempozyumu

Sempozyum programı, tebliğler ve kayıt bilgileri için sempozyum sitesini ziyaret edin.