İstanbul İlim ve Kültür Vakfı
Sayfa 15 / 656
15

Hem, semâvât ve arzı, iki mutî' nefer gibi emrine musahhar ederek küllî hizmetlerde çalıştıracak derecede muktedir olabilsin. Hem insanın bütün cihâzâtları ve hissiyatları, sırr-ı vahdetle, gayet yüksek bir kıymet alırlar ve şirk ve küfür ile gayet derecede sukùt ederler. Meselâ: İnsanın en kıymetdâr cihâzı akıldır. Eğer sırr-ı tevhid ile olsa, o akıl, hem İlâhî, kudsî defineleri, hem kâinâtın binler hazinelerini açan pırlanta gibi bir anahtarı olur. Eğer şirk ve küfre düşse, o akıl, o hâlde geçmiş zamanın elîm hüzünlerini ve gelecek zamanın vahşî korkularını insanın başına toplattıran meş'ûm ve sebeb-i tâciz bir âlet-i belâ olur.

Hem meselâ: İnsanın en latîf ve şirin bir seciyesi olan şefkat; eğer sırr-ı tevhid onun yardımına yetişmezse, öyle müdhiş bir hirkat, bir firkat, bir rikkat, bir musîbet olur ki, insanı en bedbaht bir dereceye indirir. Tek bir güzel yavrusunu ebedî kaybeden bir gâfil vâlide, bu hirkatı tam hisseder.

Hem meselâ: İnsanın en lezzetli ve tatlı ve kıymetli hissi olan muhabbet, eğer sırr-ı tevhid yardım etse bu küçücük insanı, kâinât kadar büyüttürür ve genişlik verir ve mahlûkata nâzenîn bir sultan yapar. Eğer şirk ve küfre düşse –El-iyâzü Billâh– öyle bir musîbet olur ki, mütemâdiyen zevâl ve fenâda mahvolan hadsiz mahbûblarının ebedî firâkları ile bîçâre kalb-i insanîyi her dakika parça parça eder. Fakat, gaflet veren lehviyâtlar, muvakkaten ibtal-i his nev'inden zâhiren hissettirmiyor.

İşte, bu üç misâle yüzer cihâzât ve hissiyat-ı beşeriyeyi kıyâs etsen; vahdet, tevhid ne derece kemâlât-ı insaniyeye medâr olduğunu anlarsın. Bu Üçüncü Meyve dahi Sirâcü'n-Nur’ un belki yirmi risalelerinde gayet güzel bir tafsîl ve hüccetli bir sûrette beyân edildiğinden burada kısa bir işâretle iktifâ ederiz.

Beni bu meyveye sevk ve îsâl eden şöyle bir histir:

Bir zaman yüksek bir dağ başında idim. Gafleti dağıtacak bir intibâh-ı rûhî vâsıtasıyla, kabir tam mânâsıyla, ölüm bütün çıplaklığıyla ve zevâl ve fenâ ağlattırıcı levhalarıyla bana göründü. Herkes gibi fıtratımdaki fıtrî aşk-ı bekà, birden zevâle karşı isyan edip galeyâna geldi. Ve muhabbet ve takdir ile pek çok alâkadar olduğum ehl-i kemâlât ve meşâhir-i enbiyâ ve evliyâ ve asfiyânın sönmelerine ve mahvolmalarına karşı mâhiyetimdeki rikkat-i cinsiye ve şefkat-i nev'iye dahi kabre karşı tuğyan edip feverân etti. Ve altı cihete istimdâdkârâne baktım; hiçbir tesellî, bir meded göremedim. Çünkü, zaman-ı mâzi tarafı, bir mezar-ı ekber ve müstakbel bir karanlık ve yukarı bir dehşet ve aşağı ve sağ ve sol taraflarından elîm ve hazîn hâller, hadsiz muzır şeylerin tehâcümâtını gördüm. Birden sırr-ı tevhid imdâdıma yetişti; perdeyi açtı; hakikat-i hâlin yüzünü gösterdi: “Bak!” dedi.

4–6 Ekim 2026 · İstanbul

13. Uluslararası Bediüzzaman Sempozyumu

Sempozyum programı, tebliğler ve kayıt bilgileri için sempozyum sitesini ziyaret edin.