İstanbul İlim ve Kültür Vakfı
Sayfa 589 / 656
589

Hâlbuki en şiddetli hücum ve en gaddârâne muâmele ve en ziyâde yalanlarla ve aleyhinde yapılan propagandalarla Risale-i Nuru kırmak, insanları ondan ürkütmek ve vazgeçirmeğe çalıştıkları hâlde, hiçbir eserde görülmediği bir tarzda Risale-i Nurun intişarı, hattâ çoğu el yazması ile altıyüz bin nüsha risalelerinden kemâl-i iştiyak ile perde altında intişar etmesi ve dâhil ve hàriçte kemâl-i iştiyak ile kendini okutturmasının hikmeti nedir? Sebebi nedir?” diye bu meâlde çok suâllere karşı elcevab deriz ki:

Kur'ân-ı Hakîmin sırr-ı i'câzıyla hakîki bir tefsiri olan Risale-i Nur; bu dünyada bir manevî Cehennemi, dalâlette gösterdiği gibi, îmânda dahi bu dünyada manevî bir Cennet bulunduğunu isbât ediyor. Ve günahların ve fenâlıkların ve haram lezzetlerin içinde, manevî elîm elemleri gösterip hasenât ve güzel hasletlerde ve hakàik-ı Şerîatın amelinde Cennet lezâizi gibi manevî lezzetler bulunduğunu isbât ediyor. Sefâhet ehlini ve dalâlete düşenleri o cihetle, aklı başında olanlarını kurtarıyor. Çünkü, bu zamanda iki dehşetli hâl var.

Birincisi: Âkıbeti görmeyen, bir dirhem hazır lezzeti, ileride bir batman lezzetlere tercih eden hissiyat-ı insaniye, akıl ve fikre galebe ettiğinden ehl-i sefâheti sefâhetten kurtarmanın çare-i yegânesi; aynı lezzetinde elemi gösterip hissini mağlûb etmektir. Ve ﴾ يَسْتَحِبُّونَ الْحَيٰوةَ الدُّنْيَا ﴿ âyetinin işâretiyle; bu zamanda âhiretin elmas gibi ni'metlerini, lezzetlerini bildiği hâlde, dünyevî kırılacak şişe parçalarını onlara tercih etmek, ehl-i îmân iken ehl-i dalâlete o hubb-u dünya ve o sır için tâbi olmak tehlikesinden kurtarmanın çare-i yegânesi, dünyada dahi Cehennem azâbı gibi elemleri göstermekle olur ki; Risale-i Nur o meslekten gidiyor... Yoksa, bu zamandaki küfr-ü mutlakın ve fenden gelen dalâletin ve sefâhetteki tiryâkiliğin inâdı karşısında Cenâb-ı Hakk’ı tanıttırdıktan sonra ve Cehennemin vücûdunu isbât ile ve onun azâbı ile insanları fenâlıktan, seyyiâttan vazgeçirmek yolu ile ondan, belki de yirmiden birisi ders alabilir. Ders aldıktan sonra da, “Cenâb-ı Hak Gafûru'r-Rahîm’dir, hem Cehennem pek uzaktır.” der, yine sefâhetine devam edebilir. Kalbi, rûhu hissiyatına mağlûb olur.

İşte, Risale-i Nur ekser muvâzeneleriyle küfür ve dalâletin dünyadaki elîm ve ürkütücü neticelerini göstermekle, en muannid ve nefis-perest insanları dahi o menhus, gayr-ı meşrû lezzetlerden ve sefâhetlerden bir nefret verip aklı başında olanları tevbeye sevkeder. O muvâzenelerden, Altıncı, Yedinci, Sekizinci Sözlerdeki kısa muvâzeneler ve Otuzikinci Söz’ün üçüncü mevkıfındaki uzun muvâzene, en sefîh ve dalâlette giden adamı da ürkütüyor, dersini kabûl ettiriyor. Meselâ: Âyet-i Nur’da, seyahat-ı hayâliye ile hakikat olarak gördüğüm vaziyetleri gayet kısaca işâret edeceğiz. Tafsîlini isteyen Sikke-i Gaybiye’nin âhirine baksın.

4–6 Ekim 2026 · İstanbul

13. Uluslararası Bediüzzaman Sempozyumu

Sempozyum programı, tebliğler ve kayıt bilgileri için sempozyum sitesini ziyaret edin.