İstanbul İlim ve Kültür Vakfı
Sayfa 313 / 656
313

akıyor, zâyi' oluyor; deniliyor. İşte o dehşetli adam bir su olan rakıya mübtelâ olup, onun ile hasta olacak ve kendisi hadsiz isrâfâta girecek, başkalarını da alıştıracak.”

Sonra birisi sordu ki: “O öldüğü zaman İstanbul’da Dikilitaş’ta şeytan dünyaya bağıracak ki; filân öldü.” O vakit ben dedim: “Telgrafla haber verilecek,” fakat bir zaman sonra, radyo çıkmış işittim. Eski cevabım tam değilmiş bildim. Sekiz sene sonra Dâru'l-Hikmet’te iken dedim: “Şeytan gibi radyo ile dünyaya işittirecek.”

Sonra sedd-i Zülkarneyn ve ye'cüc ve me'cüc ve dâbbetü'l-arz ve deccâl ve nüzûl-ü İsâ (A.S.) hakkında suâller sormuşlardı. Ben de cevab vermiştim. Hattâ eski risalelerimde onlar kısmen yazılmışlar. Bir zaman sonra Mustafa Kemâl iki defa şifre ile Van vilâyetinin eski vâlisi ve benim dostum Tahsin Bey’in vâsıtasıyla beni –neşredilen Hutuvât-ı Sitte’ye mükâfâten taltif için– Ankara’ya celb etti, gittim. Şeyh Sinûsî Kürtçe lisânı bilmediğinden, beni Onun yerinde üçyüz lira maaşla vilâyât-ı şarkıye vâiz-i umumîsi, hem meb'ûs, hem Diyânet Riyâseti dâiresinde Dâru'l-Hikmet âzâlarıyla beraber, eski vazifem ile memnun etmek ve benim Van’da temelini attığım Medresetü'z-Zehrâ ve Şark Dâru'l-Fünûnuma Sultan Reşâd’ın verdiği, ondokuz bin altın lira –ikiyüz meb'ûs içinde yüz­altmışüç meb'ûsun imzasıyla– yüzellibin banknota iblâğ edilerek, kabûl edildiği hâlde; ben Beşinci Şuâ aslının verdiği haberin bir kısmını, orada bir adamda gördüm. Mecburiyetle o çok ehemmiyetli vazifeleri bıraktım. Ve “bu adamla başa çıkılmaz, mukàbele edilmez” diye, dünyayı ve siyaseti ve hayat-ı ictimâiyeyi terk edip yalnız îmânı kurtarmak yolunda vaktimi sarf ettim. Fakat bazı zâlim ve insafsız memurlar, bana dünyaya bakacak iki-üç risaleyi yazdırdılar.

Sonra bazı zâtlar, âhirzaman hâdisâtını haber veren müteşâbih hadîsleri suâl etmek münâsebetiyle, o eski risalenin aslını tanzim ettim. Risale-i Nurun Beşinci Şuâı nâmını aldı. Risale-i Nurun numaraları, te'lif tertibiyle değil.. meselâ, Otuzüçüncü Mektûb, Birinci Mektûb’dan daha evvel te'lif edilmiş ve bu Beşinci Şuâ’nın aslı ve Risale-i Nurun bir kısım eczâları, Risale-i Nurdan evvel te'lif edilmiş. Her ne ise.. bu makamda bir müddeiumumînin, Mustafa Kemâl’e dostluğu taassubuyla, kanunsuz ve lüzumsuz ve yanlış i'tirâz ve suâlleri beni bu saded harici gibi izâhatı vermeğe mecbur eyledi. Ben onun, adliye kanunu nâmına tamamen şahsî ve kanunsuz bir sözünü misâl olarak beyân ediyorum.

Dedi: “Beşinci Şuâ’da sen hiç kalben nedâmet etmedin mi ki: Onu rakıdan ve şarabdan su tulumbası gibi tâbirlerle tezyif etmişsin?” Ben Onun, bütün bütün mânâsız ve yanlış ve dostluk taassubuna mukâbil derim:

4–6 Ekim 2026 · İstanbul

13. Uluslararası Bediüzzaman Sempozyumu

Sempozyum programı, tebliğler ve kayıt bilgileri için sempozyum sitesini ziyaret edin.