İstanbul İlim ve Kültür Vakfı
Sayfa 306 / 656
306

Sâniyen: Bir şeyi reddetmek ayrıdır, kalben kabûl etmemek ayrıdır ve amel etmemek bütün bütün ayrıdır. Ehl-i hükûmet ele bakar, kalbe bakmaz. İdare ve âsâyişe ilişmeyen şiddetli muhâlifler, her hükûmette bulunur. Hattâ; Hazret-i Ömer’in (R.A.) taht-ı hâkimiyetindeki Hıristiyanlara kanun-u Şerîatı ve Kur'ânı inkâr ettikleri hâlde ilişilmiyordu. Hürriyet-i fikir ve serbestiyet-i vicdân düsturu ile Risale-i Nurun bir kısım şâkirdleri; idareye dokunmamak şartıyla rejim ve usûlünüzü ilmen kabûl etmezse ve muhâlif amel etse hattâ rejimin sâhibine adâvet etse, onlara kanunen ilişilmez. Risaleler ise, o gibi risalelere mahrem demişiz, neşrini men'etmişiz. Hattâ bu defa bu hâdiseye sebebiyet veren risale Kastamonu’da sekiz sene zarfında bir veya iki defa bir tek nüsha birisi bana getirdi. Aynı günde kaybettirdik. Şimdi siz onu zor ile teşhîr ediyorsunuz ve iştihâr da etti.

Ma'lûmdur ki; bir mektûbda kusur olsa, yalnız o kusurlu kelimeler sansür edilir, mütebâkisine izin verilir. Eskişehir Mahkemesinde dört ay tedkîkàt neticesinde, yüz Nur Risalelerinde medâr-ı tenkid yalnız onbeş kelime bulmaları ve şimdi dörtyüz sahifeli Zülfikàr’ın yalnız iki sahifesinde irsiyet ve tesettür âyetlerinin otuz sene evvel yazılmış tefsiri bulunması ve şimdiki kanun-u medenîye uygun gelmemesi kat'î isbât eder ki; onun hedefi dünya değil, herkes ona muhtaçtır. O dörtyüz sahifelik herkese menfaatli Zülfikàr iki sahife için müsâdere edilmez. O iki sahife çıkarılsın, o mecmuamız bize iâde edilsin ve onun iâdesi hakkımızdır.

Eğer, dinsizliği bir nev'i siyaset zannedip, bu hâdisede bazılarının dedikleri gibi derseniz: “Bu risalelerin ile medeniyetimizi, keyfimizi bozuyorsun.”

Ben de derim: “Dinsiz bir millet yaşayamaz” dünyaca bir umumî düsturdur ve bilhassa küfr-ü mutlak olsa Cehennemden daha ziyâde elîm bir azâbı dünyada dahi verdiğini, Risale-i Nurdan Gençlik Rehberi gayet kat'î bir sûrette isbât etmiş. O risale ise, şimdi resmen tab'edildi. Bir Müslüman –El-iyâzü Billâh– eğer irtidat etse, küfr-ü mutlaka düşer; bir derece yaşatan küfr-ü meşkûkte kalmaz. Ecnebî dinsizleri gibi de olmaz. Ve lezzet-i hayat noktasında, mâzi ve müstakbeli olmayan hayvandan yüz derece aşağı düşer. Çünkü, geçmiş ve gelecek mevcûdâtın ölümleri ve ebedî müfârakatları, onun dalâleti cihetiyle, onun kalbine mütemâdiyen, hadsiz firâkları ve elemleri yağdırıyor. Eğer, îmân gelse kalbe girse birden o hadsiz dostlar diriliyorlar. “Biz ölmemişiz, mahvolmamışız” lisân-ı hâlleriyle diyerek, o Cehennemî hâlet, Cennet lezzetine çevrilir. Mâdem hakikat budur, size ihtar ediyorum: Kur'âna dayanan Risale-i Nur ile mübâreze etmeyiniz. O mağlûb olmaz, bu memlekete yazık olur. (Hâşiye) [^1] O başka

[^1]:(Hâşiye) Dört defa mübâreze zamanında gelen dehşetli zelzeleler, "yazık olur" hükmünü isbât ettiler.

4–6 Ekim 2026 · İstanbul

13. Uluslararası Bediüzzaman Sempozyumu

Sempozyum programı, tebliğler ve kayıt bilgileri için sempozyum sitesini ziyaret edin.