İstanbul İlim ve Kültür Vakfı
Sayfa 606 / 656
606

ve Ramazanın feyzinden onun izâhı gibi nurlar istediğini gördüm. Ne yazdığımı Emin’e gösterdim; hayretle dedi: “Bu hem Sabri’nin, hem Risale-i Nurun bir kerâmetidir.” Bu âyetteki esrârlı muvâzene-i Kur'âniyeyi düşünürken, Sûre-i Hûd’daki ﴾ فَاَمَّا الَّذِينَ شَقُوا ﴿ fıkrasına karşı ﴾ وَاَمَّا الَّذِينَ سُعِدُوا فَفِى الْجَنَّةِ ﴿ deki muvâzene hâtıra geldi ve bildirdi ki: Nasıl ki bu ikinci âyet ve birinci fıkra Risale-i Nurun mesleğine, şâkirdlerine tam tamına ma'nen ve cifirce bakıyor. Öyle de: ﴾ فَاَمَّا الَّذِينَ شَقُوا فَفِى النَّارِ لَهُمْ فِيهَا زَفِيرٌ وَشَهِيقٌ ﴿ âyeti dahi, Risale-i Nurun muârızlarına ve düşmanlarına ve onların cereyanlarının mebde'ine ve fa'âliyet devresine ve müntehâsına cifir ile, tevâfuk ile işâret eder, şöyle ki: ﴾ يُرِيدُونَ لِيُطْفِؤُا نُورَ اللّٰهِ بِاَفْوَاهِهِمْ  ﴿ gibi âyetlerin bahsinde Birinci Şuâ’da yedi-sekiz âyâtın ehemmiyetle gösterdikleri bin üçyüz onaltı ve yedi tarihi ki, Kur'âna karşı olan sû-i kasdın mebde'idir. ﴾ فَاَمَّا الَّذِينَ شَقُوا  ﴿ cifirce aynı tarihi gösteriyor. Eğer şeddeli mim, iki mim sayılsa bin üçyüz elliyedi, eğer şeddeli lâm, iki lâm sayılsa bin üçyüz kırkyedi ki bu asrın tâğiyâne fa'âliyet tarihidir. Her iki şeddeli ikişer sayılsa bin üçyüz seksen yedi ki: لاَ يَعْلَمُ الْغَيْبَ اِلَّا اللّٰهُ dehşetli bir cereyanın müntehâsı tarihi olmak ihtimali var.

﴾  فَفِى النَّارِ لَهُمْ فِيهَا زَفِيرٌ وَشَهِيقٌ  ﴿ ise bin üçyüz altmışbir; eğer ﴾ فَفِى النَّارِ ﴿ daki okunmayan ى sayılmazsa bin üçyüz ellibir tarihini; eğer şeddeli ن , asıl itibariyle bir ل , bir ن sayılsa yine bin üçyüz otuzbir tarihini ve Harb-i Umumî âfetinin feryâd u fîzar içindeki yangınını göstererek Cehennem ateşinde zefîr ve şehîk eden ehl-i şekàvetin azâbını haber verip, ehl-i îmânı fitnelere düşüren şakìlerin hem dünyada, hem âhirette cezalarına işâret eder. Aynen öyle de, bu asra da zâhiren bakan, esrârlı olan Sûre-i ﴾  وَالسَّمَٓاءِ ذَاتِ الْبُرُوجِ  ﴿ den şu âyetin

﴿ اِنَّ الَّذِينَ فَتَنُوا الْمُؤْمِنِينَ وَالْمُؤْمِنَاتِ ثُمَّ لَمْ يَتُوبُوا فَلَهُمْ عَذَابُ جَهَنَّمَ وَلَهُمْ عَذَابُ الْحَرِيقِ ﴾

ifâdesi gibi hem İstanbul’un iki harîk-ı kebîri, hem Harb-i Umumînin dehşetli yangınını Cehennem azâbı gibi o fitnenin bir cezasıdır diye işâret eder.

Elhâsıl: Bu âyet her asra baktığı gibi bu asra daha ziyâde nazar-ı dikkati celbetmek için cifirce bu asrın üç-dört devresinin tarihlerine ve hâdiselerine

4–6 Ekim 2026 · İstanbul

13. Uluslararası Bediüzzaman Sempozyumu

Sempozyum programı, tebliğler ve kayıt bilgileri için sempozyum sitesini ziyaret edin.