Evet o zât daha hâl-i sahavette iken ve hiç tahsil yapmadan zevâhiri kurtarmak üzere üç aylık bir tahsil müddeti içinde ulûm-u evvelîn ve âhirîne ve ledünniyât ve hakàik-ı eşyaya ve esrâr-ı kâinâta ve Hikmet-i İlâhiyeye vâris kılınmıştır ki, şimdiye kadar böyle mazhariyet-i ulyâya kimse nâil olmamıştır. Bu hàrika-i ilmiyenin eşi asla mesbuk değildir. Hiç şübhe edilemez ki; tercümân-ı Nur bu hâliyle, baştan başa iffet-i mücesseme ve şecâat-i hàrika ve istiğnâ-yı mutlak teşkil eden hàrikulâde metânet-i ahlâkıyesi ile bizzat bir mu'cize-i fıtrattır ve tecessüm etmiş bir inâyettir ve bir mevhibe-i mutlakadır.
O Zât-ı zîhavârık; daha hadd-i bülûğa ermeden bir allâme-i bîadîl hâlinde bütün cihan-ı ilme meydân okumuş, münâzara ettiği erbâb-ı ulûmu ilzam ve iskât etmiş, her nerede olursa olsun vâki olan bütün suâllere mutlak bir isabetle ve asla tereddüd etmeden cevab vermiş, ondört yaşından itibaren üstadlık pâyesini taşımış ve mütemâdiyen etrafına feyz-i ilim ve nur-u hikmet saçmış, izâhlarındaki incelik ve derinlik ve beyânlarındaki ulviyet ve metânet ve tevcîhlerindeki derin ferâset ve basîret ve nur-u hikmet, erbâb-ı irfanı şaşırtmış ve hakkıyla “Bediüzzaman” ünvân-ı celîlini bahşettirmiştir. Mezâyâ-yı àliye ve fezâil-i ilmiyesiyle de din-i Muhammedî’nin (A.S.M.) neşrinde ve isbâtında bir kemâl-i tam hâlinde rû-nümâ olmuş olan böyle bir zât elbette Seyyidü'l-Enbiyâ Hazretlerinin en yüksek iltifatına mazhar ve en àlî himâye ve himmetine nâildir. Ve şübhesiz O Nebi-yi Akdes’in (A.S.M.) emir ve fermânıyla yürüyen ve tasarrufuyla hareket eden ve Onun envâr ve hakàikına vâris ve ma'kes olan bir zât-ı kerîmü's-sıfâttır.
Envâr-ı Muhammediyeyi (A.S.M.) ve maârif-i Ahmediyeyi (A.S.M.) ve füyûzât-ı şem'-i İlâhîyi en müşa'şa' bir şekilde parlatması ve Kur'ânî ve hadîsî olan işârât-ı riyâziyenin kendisinde müntehi olması ve hitâbât-ı Nebeviyeyi (A.S.M.) ifâde eden âyât-ı celîlenin riyâzî beyânlarının kendi üzerinde toplanması delâletleriyle O zât; hizmet-i îmâniye noktasında risaletin bir mir'ât-ı mücellâsı ve şecere-i risaletin bir son meyve-i münevveri ve lisân-ı risaletin irsiyet noktasında son dehân-ı hakikati ve şem'i İlâhînin hizmet-i îmâniye cihetinde bir son hâmil-i zîsaâdeti olduğuna şübhe yoktur.
Üçüncü Medrese-i Yûsufiye’nin El-Hüccetü'z-Zehrâ ve Zühretü'n-Nur Olan Tek Dersini Dinleyen Nur Şâkirdleri Nâmına
Ahmed Feyzi, Ahmed Nazîf, Salâhaddin, Zübeyr, Ceylan, Sungur, Tabancalı
Benim hissemi haddimden yüz derece ziyâde vermeleriyle beraber, bu imza sâhiblerinin hatırlarını kırmağa cesâret edemedim. Sükût ederek o medhi Risale-i Nur şâkirdlerinin şahs-ı manevîsi nâmına kabûl ettim.
Said Nursî ∗∗∗
