İstanbul İlim ve Kültür Vakfı
Sayfa 496 / 656
496

olduğu bir memlekette vicdânî kanâatlerimizden mes'ûl olamayız. Bundan dolayı da kimseye hesab vermeğe mecbur değiliz.

Âhirzamanda hadîsin haber verdiği şahısların mes'elesine gelince: Bu mevzûları biz kendimiz uydurmadık. Bunların aslı dinde mevcûddur. Peygamber Aleyhissalâtü Vesselâm, bazı hadîslerle Ümmet-i Muhammediyenin (A.S.M.) ömrünün binbeşyüz seneyi pek geçmeyeceğini söylüyor. O zamana kadar da Ümmet-i Muhammediyenin (A.S.M.) ve dünyanın hayatında mühim te'sir yapacak büyük tarih hâdiselerini, “Kıyâmet alâmetleri” diye haber veriyor. Bunların şerri üzerine Ümmet-i İslâmiyenin nazar-ı dikkatini celbediyor. Gaflet ve cehâletle bu şerlere dûçâr olanların ebedî şekàvet ve helâket ile karşılaşacaklarını söylüyorlar. Bunlara dair sayısız dinî bürhânlar mevcûddur. Biz ki Allah’a ve Resûlüne ve Kur'âna inanmışız. Şimdi bu îmânın ve Peygamberin sıdkına olan bu i'tikàdın neticesi olarak kendimizi helâk-i ebedîden kurtarmak için çalışmayalım mı? Etrafımızda olup bitenleri görmeyelim mi?.. “Acaba bu tehlikeli zaman gelmiş midir? Sakın bu tehlikelere düşen nesil biz olmayalım?” diye bunları mevcûd dinî hakikatlere tatbik cihetlerini göstermeyelim mi?.. Biz de, önümüzdeki müsbet delilleri ve vücûd-u İlâhiye bizi sevkeden hakàik-ı müberhene ve ilmiyeyi görmeyerek, sırf Avrupa dinsizliğini en büyük lâzime-i medeniyet ve şiâr-ı irfan add ile dinimizi terketsek, acaba helâk-i ebedîden bizi kim kurtaracak? Bunu düşünmeyelim mi?.. Bu zihniyette olan, Kur'ândan ve Onun hakàikından üstün bir şey tanımayan bir insan, sırf fânî cezalar korkusuyla kendini ebedî helâke atar mı?.. Yâhut fânî bazı kıymetlere değer verir mi? Allah ve Resûlüne ve dinine hizmet vazifesinden vazgeçer mi?.. İşte bizi Bediüzzaman’a bağlayan hakîki âmiller bunlardır. Başka bir menba'-ı dinî var mı ki, biz rûhumuzun bu ezelî ihtiyaçlarını onunla teskin edelim.

Sayın Savcı, bize kütübhâneleri dolduran binlerce Arapça ve bugünün rûhuna tercümân olamayan kitapları tavsiye ediyor. Sayın Savcı ve onun gibi düşünenler, Risale-i Nur nâmı altındaki külliyat-ı ilmiyeyi ve hazine-i hürriyeti ve hakikat-i àliyeyi beğenmeyebilirler, tenkid de edebilirler. Bu kendilerinin bileceği bir iştir. Bizim şu veya bu esere rağbet etmemize ve ona kıymet vermemize karışamazlar. Biz Risale-i Nuru seviyoruz. Ve onu hakîki ve riyâsız bir din kitabı ve Kur'ân tefsiri biliyoruz. Kıymet ölçüleri ve hükümleri vicdânî bir takdir mes'elesidir. Buna kimse müdâhale edemez. Evet biz Risale-i Nur müellifinin velâyetine ve dâima ayn-ı hakikat dersi verdiğine kàiliz. Kendisinin kabûl etmemesi bizim bu kanâatimizi sarsmıyor. Ancak bizim kabûl ettiğimiz, kerâmet-i kevniyesinden dolayı değil, Nurların dersinde hàrikulâde ve ekmel tezâhürlerine şâhid olduğumuz ve bütün cihan-ı irfana meydân okuyan kerâmet-i ilmiyesinden

4–6 Ekim 2026 · İstanbul

13. Uluslararası Bediüzzaman Sempozyumu

Sempozyum programı, tebliğler ve kayıt bilgileri için sempozyum sitesini ziyaret edin.