İstanbul İlim ve Kültür Vakfı
Sayfa 399 / 656
399

Denizli berâetinde, farazâ bir hatâ dahi olsa, o berâet ve hüküm kat'iyyet kesbetmiş, daha tekrar muhâkeme edilmez” dedikleri hâlde ben Emirdağı’nda üç sene münzevî ve iki-üç terzi çırağı nöbetle bana hizmet ve pek nâdir olarak beş-on dakika bazı dindar zâtlardan başka zarûret olmadan konuşmayan.. ve tek bir yerde Nurlara teşvik için haftada bir tek mektûbdan başka göndermeyen.. ve kendi müftü kardeşine üç senede üç mektûbdan başka yazmayan.. ve yirmi-otuz seneden beri devam eden te'lifini bırakan.. yalnız bütün ehl-i Kur'ân ve îmâna menfaatli yirmi sahifelik iki nükte, biri: Kur'ândaki tekrarların hikmetini, diğeri: Melekler hakkında bazı mes'elelerden başka hiçbir risale daha te'lif etmeyen.. yalnız mahkemelerin iâde ettikleri risalelerin büyük mecmualar yapılmasına ve eski harf ile tab'edilen Âyetü'l-Kübrâ’nın beşyüz nüshası mahkeme tarafından bize teslîm edildiğinden ve teksir makinesi resmen yasak olmadığından, Âlem-i İslâmın istifadesi fikriyle kardeşlerime neşr için teksirine izin vererek onların tashihleri ile meşgul olan.. ve kat'iyyen hiçbir siyasetle alâkadar olmayan.. ve memleketine gitmek için resmen izin verildiği hâlde, bütün menfîlere muhâlif olarak dünyaya ve siyasete karışmamak için sıkıntılı bir gurbeti kabûl edip memleketine gitmeyen bir adam hakkında, bu üçüncü ittihamnâmedeki asılsız isnâdlar ve yalan bahisler ve yanlış mânâlar ile o adamı suçlu yapmağa çalışanda –şimdilik söylemeyeceğim– dehşetli iki mânâ hükmettiğini, bu yirmi ayda bana karşı muâmelesi isbât ediyor. Ben de derim: Kabir ve sakar yeter, mahkeme-i kübrâya havâle ediyorum.

Sekizincisi: Beşinci Şuâ, iki sene Denizli ve Ankara Mahkemelerinin ellerinde kalıp sonra bize iâde ettiklerinden, Denizli Mahkemesinde berâetimizi netice veren müdafaâtımla beraber Sirâcü'n-Nur ismindeki büyük mecmuanın âhirinde yazılmış. Gerçi evvelce mahrem tutuyorduk, fakat mâdem mahkemeler onu teşhîr edip berâetle bize iâde ettiler. Demek bir zararı yoktur diye teksirine izin verdim. Ve o Beşinci Şuâ’ın aslı, otuz-kırk sene evvel yazılmış müteşâbih hadîslerdir, fakat ümmette eskiden beri intişar eden bir kısmına gerçi bazı Ehl-i Hadîs bir zaafiyet isnâd etmişler, fakat zâhirî mânâları medâr-ı i'tirâz olmasından, sırf ehl-i îmânı şübhelerden kurtarmak için yazıldığı hâlde, bir zaman sonra onun hàrika te'villerinin bir kısmı gözlere göründüğü için biz onu mahrem tuttuk; tâ yanlış mânâ verilmesin. Sonra, müteaddid mahkemeler onu tedkik edip teşhîrine sebeb olmakla beraber, bize iâde ettikleri hâlde, şimdi beni tekrar onunla suçlu yapmak ne kadar adâletten, haktan, insaftan uzak olduğunu, bizi kanâat-ı vicdâniye ile mahkûm edenlerin vicdânlarına ve onları dahi mahkeme-i kübrâya havâle ederek: ﴾ حَسْبُنَا اللّٰهُ وَنِعْمَ الْوَك۪يلُ ﴿ deriz.

4–6 Ekim 2026 · İstanbul

13. Uluslararası Bediüzzaman Sempozyumu

Sempozyum programı, tebliğler ve kayıt bilgileri için sempozyum sitesini ziyaret edin.