İstanbul İlim ve Kültür Vakfı
Sayfa 398 / 656
398

ve teşekkür nev'inde, ziyâde hüsn-ü zan ile müfritâne medhetmeleri ile beni suçlu gösterene derim: Ben âciz, zaîf, gurbette, menfî, yarım ümmî, aleyhimde propaganda ile halkı benden ürkütmek hâleti içinde Kur'ânın ilâçlarından ve îmânî ve kudsî hakikatlerinden dertlerime tam derman olarak kendime bulduğum zaman, bu millete ve bu vatan evlâdlarına dahi tam bir ilâç olacağına kanâat getirdiğim için o kıymetdâr hakikatleri kaleme aldım. Hattım pek noksan olmasından yardımcılara pekçok muhtaç iken, inâyet-i İlâhiye bana sâdık, hàs, metîn yardımcıları verdi.

Elbette ben onların hüsn-ü zanlarını ve samîmâne medihlerini bütün bütün reddetmek ve hatırlarını tekdir ile kırmak, o hazine-i Kur'âniyeden alınan Nurlara bir ihanet ve adâvet hükmüne geçer. Ve o elmas kalemli ve kahraman kalbli muâvinleri kaçıracak diye onların âdi, müflis şahsıma karşı medh ü senâlarını, asıl mal sâhibi ve bir manevî mu'cize-i Kur'âniye olan Risale-i Nura ve hàs şâkirdlerinin şahsiyet-i maneviyesine çeviriyordum. Benim haddimden yüz derece ziyâde hisse veriyorsunuz diye bir cihette hatırlarını kırıyordum. Acaba hiçbir kanun, müstenkif ve râzı olmayan bir adamı başkaların onu medhetmesiyle suçlu yapar mı ki, kanun nâmına hareket eden resmî memur beni suçlu yapıyor?

Hem neşrettiğimiz aleyhimizde yazılan kararnâmenin ellidördüncü sahifesinde “Âhirzamanın o büyük şahsı neslen Âl-i Beyt’ten olacak. Biz Nur şâkirdleri, ancak manevî Âl-i Beyt’ten sayılabiliriz. Hem Nurun mesleğinde hiçbir cihette benlik, şahsiyet ve şahsî makamları arzu etmek, şân ü şeref kazanmak olmaz. Nurdaki ihlâsı bozmamak için, uhrevî makàmât dahi bana verilse, bırakmağa kendimi mecbur bilirim.” denmektedir diye kararnâmede yazdıkları...

Ve yine kararnâmede yirmiikinci ve üçüncü sahifesinde “kusurunu bilmek, fakr ve aczini anlamak, tezellül ile Dergâh-ı İlâhîye ilticâ etmek ki; o şahsiyetle kendimi herkesten ziyâde bîçâre, âciz, kusurlu görüyorum. O hâlde, bütün halk beni medh ü senâ etse, beni inandıramazlar ki iyiyim, sâhib-i kemâlim. Sizi bütün bütün kaçırmamak için üçüncü hakîki şahsiyetimin gizli çok fenâlıklarını ve sû-i hâllerini söylemeyeceğim. Cenâb-ı Hak inâyetiyle en ednâ bir nefer gibi, bu şahsımı esrâr-ı Kur'âniyede istihdam ediyor. Yüzbin şükür olsun. Nefis cümleden ednâ, vazife cümleden a'lâ.” fıkrasını, kararnâme yazdığı hâlde, beni başka zâtların medhiyle ve Risale-i Nur mânâsıyla büyük bir hidayet edici vasfını vermekle beni suçlu yapanlar, elbette bu hatânın cezasını dehşetli çekmeğe müstehak olurlar.

Yedincisi: Biz ve umum Nur Risaleleri, Denizli ve Ankara ağır cezalarının ve temyiz mahkemelerinin ittifakıyla berâet ettiğimiz ve umum risale ve mektûblarımızı bize iâde ettikleri ve “Temyizin bozma kararında

4–6 Ekim 2026 · İstanbul

13. Uluslararası Bediüzzaman Sempozyumu

Sempozyum programı, tebliğler ve kayıt bilgileri için sempozyum sitesini ziyaret edin.