sahifesinde seksenbir hatâsını isbât ettiğim aleyhimizdeki ithamnâmelerini dinlemeğe bizi mecbur ettiler. Beni konuşturmadılar. Eğer konuştursalardı diyecektim:
Hem dininizi inkâr, hem ecdâdınızı dalâletle tahkîr eden ve Peygamberinizi (A.S.M.) ve Kur'ânınızın kanunlarını reddedip kabûl etmeyen; yahudî ve nasrânî ve mecûsîlere, hususan şimdi bolşevizm perdesi altındaki anarşist ve mürted ve münâfıklara hürriyet-i vicdân, hürriyet-i fikir bahânesiyle ilişmediğiniz hâlde ve İngiliz gibi Hıristiyanlıkta müteassıb, cebbâr bir hükûmetin dâire-i mülkünde ve hâkimiyetinde, milyonlarla Müslümanlar her vakit Kur'ân dersiyle İngiliz’in bütün bâtıl akîdelerini ve küfrî düsturlarını reddettikleri hâlde onlara mahkemeleriyle ilişmediği ve her hükûmette bulunan muhâlifler alenen fikirlerinin neşrinde, o hükûmetlerin mahkemeleri ilişmediği hâlde, benim kırk senelik hayatımı ve yüzotuz kitabımı ve en mahrem risale ve mektûblarımı, hem Isparta hükûmeti, hem Denizli Mahkemesi, hem Ankara Ceza Mahkemesi, hem Diyânet Riyâseti, hem iki defa belki üç defa mahkeme-i temyiz tam tedkik ettikleri ve onların ellerinde iki-üç sene Risale-i Nurun mahrem ve gayr-ı mahrem bütün nüshaları kaldığı ve bir küçük cezayı icâb edecek bir tek maddeyi göstermedikleri, hem bu derece zaafiyetim ve mazlumiyetim ve mağlûbiyetim ve ağır şerâit ile beraber ikiyüz bin hakîki ve fedâkâr şâkirdlere vatan ve millet ve âsâyiş menfaatinde en kuvvetli ve sağlam ve hakikatli bir rehber olarak kendini gösteren Risale-i Nurun elinizdeki mecmuaları ve dörtyüz sahife müdafaâtımız masûmiyetimizi isbât ettikleri hâlde, hangi kanun ile, hangi vicdân ile, hangi maslahat ile, hangi suç ile bizi ağır ceza ve pek ağır ihanetler ve tecridlerle mahkûm ediyorsunuz? Elbette mahkeme-i kübrâ-i haşirde sizden sorulacak.
İkincisi: Beni cezalandırmağa gösterdikleri bir sebeb: Benim tesettür, irsiyet, zikrullâh, taaddüd-ü zevcât hakkında Kur'ânın gayet sarîh âyetlerine, medeniyetin i'tirâzlarına karşı onları susturacak tefsirimdir.
Onbeş sene evvel Eskişehir Mahkemesine ve Ankara’ya mahkeme-i temyize ve tashihe yazdığım –ve aleyhimdeki kararnâmede yazdıkları– bu gelen fıkrayı: Hem haşirde mahkeme-i kübrâya bir şekvâ, hem istikbâlde münevver ehl-i maârif hey'etine bir îkaz, hem iki defa berâetimizde insaf ve adâletle feryâdımızı dinleyen mahkeme-i temyize El-Hüccetü'z-Zehrâ ile beraber bir nev'i lâyiha-i temyiz, hem beni konuşturmayan ve seksen hatâsını isbât ettiğimiz garazkârâne ittihamnâme ile beni iki sene ağır ceza ve tecrid-i mutlak ve iki sene başka yere nefy ve göz nezâreti hapsiyle mahkûm eden hey'ete aynen o fıkrayı tekrar ediyorum:
