Güyâ ben radyo (Hâşiye) [^2] ve tayyare ve şimendiferin kullanılmasını kabûl etmiyorum diye, terakkiyât-ı hâzıra aleyhinde bulunduğumla mes'ûl ediyor.
[^2]:(Hâşiye) Radyo gibi azîm bir ni'met-i İlâhiyeye karşı, azîm bir şükür olmak için: "Radyo Kur'ânı okuyup bütün zemin yüzündeki insanlara dinlettirip, küre-i havanın bir hâfız-ı Kur'ân olmasıdır." demiştim.
İşte bu nümûnelere kıyâsen ne kadar hilâf-ı adâlet bir muâmele olduğunu, inşâallâh, insaflı ve adâletli olan Denizli müddeiumumîsi ve Mahkemesi gibi, Afyon Mahkemesi göstererek, o zabıtnâmelerin evhâmlarına ehemmiyet vermeyecekler.
Hem en garîbi şudur ki; bir yerde demişim: Cenâb-ı Hakk’ın büyük ni'metleri olan tayyare ve şimendifer ve radyoyu, büyük şükür ile mukàbele lâzım iken; beşer şükür etmedi, tayyarelerle başlarına bombalar yağdı. Ve radyo öyle büyük bir ni'met-i İlâhiyedir ki ona mukâbil şükür ise, o radyo milyonlar dilli bir küllî hâfız-ı Kur'ân olup zemin yüzündeki bütün insanlara Kur'ânı dinlettirsin. Yirminci Söz’de Kur'ânın medeniyet hàrikalarından gaybî haber verdiğini beyân ederken, bir âyetin işâreti olarak, kâfirler şimendiferle Âlem-i İslâmı mağlûb ederler demişim. İslâmı bu hàrikalara teşvik ettiğim hâlde bir sebeb-i ittiham olarak şimendifer, tayyare ve radyo gibi terakkiyât-ı hâzıra aleyhindedir diye sâbık mahkemelerin bazı müddeiumumîleri bizi ittiham etmiş.
Hem hiçbir münâsebeti olmadığı hâlde, bir adam Risale-i Nurun ikinci bir ismi olan Risaletü'n-Nur tâbirinden, “Kur'ânın nurundan bir Risalettir, yani bir ilhâmdır ve Risaletin, Şerîat vazifesini yapan bir vâristir” demiş. Bir iddianâmede başka yerin verdiği yanlış mânâ ile, güyâ “Risale-i Nur bir resûldür” diye benim için bir sebeb-i ittiham tutulmuş.
Hem müdafaâtımda yirmi yerde kat'î bir sûrette hüccetlerle isbât etmişiz ki, bütün dünyaya karşı da olsa dini ve Kur'ânı ve Risale-i Nuru âlet edemeyiz ve edilmez ve biz onların bir hakikatini dünya saltanatına değiştirmeyiz ve bilfiil öyleyiz. Ve bu da'vânın emâreleri yirmi senede binlerdir. Hâlbuki şimdi Afyon sorgusunun gidişatında ve iddianâmede, başka zabıtnâmelere binâen, güyâ bizim maksadımız ve sa'yimiz dünya entrikalarını çevirmek ve dünya garazlarına koşmak ve dini, hasîs şeylere âlet etmek ve kudsiyetini düşürtmektir diye bizi ittiham ediyor. Mâdem öyledir, ben ve biz bütün kuvvetimizle deriz:
﴿ حَسْبُنَا اللّٰهُ وَنِعْمَ الْوَك۪يلُ ﴾
Said Nursî ∗∗∗
