İstanbul İlim ve Kültür Vakfı
Sayfa 319 / 656
319

esâsta ve iddiamın ikinci suâlinde bulunan Beşinci Şuâ’da ve yüzotuz risalelerin yalnız dört-beş risalelerinde ve Eskişehir Mahkemesinin tedkikinden geçen ve cezasını çektiren ve af kanunları gören ve Denizli berâetini gören mektûblar ve risalelerde ittihamımıza medâr bazı bahâneler var. Acaba, Otuzbir Mart Hâdisesinde Bâb-ı Seraskerîde Şeyhülislâm ve ulemâyı dinlemeyen sekiz taburu, bir nutuk ile itâate getiren bir adam sekiz sene zarfında –zabıtnâmelere göre– çalışmış, böyle yirmi-otuz adamı kandırabilmiş. Meselâ, koca Kastamonu’da beş adamı iğfal edebilmiş denilebilir mi? İşte Kastamonu’da, Denizli hâdisesinde mahrem ve gayr-ı mahrem bütün evrak ve kitaplarımı odunlar yığını altından çıkarıp, üç ay tedkikten sonra yalnız Feyzi, Emin, Hilmi, Tevfik ve Sâdık’tan başka kimseyi o koca Kastamonu’da bulmadılar. Bu beş zât ise, Lillâh için bana şahsî hizmet münâsebetiyle ve üç buçuk senede Emirdağı’nda üç kardeş ve üç-dört adamı bulup göndermişler. Eğer o sathî zabıtnâmeler gibi yapsa idim, beş-on değil belki beşyüz, belki beşbin ve belki beşyüzbin adamları kandırabilirdim. O zabıtnâmelerde ne kadar yanlışlar bulunduğuna Denizli Mahkemesinde söylediğim gibi, bir-iki nümûneyi beyân ediyorum:

Zaman-ı Saâdetten şimdiye kadar cârî bir âdet-i İslâmiyeye ittibâen Risale-i Nurun hususî menba'ları olan yüzer âyât-ı meşhûreyi büyük bir En'âm gibi Hizb-i Kur'ânî yaptığımızı, “Dinde tahrifat yapıyor” diye muâheze etmişler.

Hem, bir sene cezasını çektiğim ve mahrem tutulan ve zabıtnâmede kaydedildiği gibi odun yığınları altından çıkarılan Tesettür Risalesi bu sene yazılmış ve neşredilmiş gibi, bizi ittiham etmek istiyor. Hem Ankara’da hükûmetin riyâsetinde bulunan ma'lûm birisine ettiğim i'tirâzlara ve ağır sözlere karşı o reis mukàbele etmeyip sükût etmesi ve o öldükten sonra, onun yanlışını gösteren bir hakikat-i hadîsiyeyi kırk sene evvel beyândaki fıtrî ve lüzumlu ve küllî ve mahrem tenkidlerim, makam-ı iddia, cerbezesiyle ona tam tatbik ile bize medâr-ı mes'ûliyet yapılmış. Ölmüş ve hükûmetten alâkası kesilmiş bir şahsın hatırı nerede!.. Hükûmetin ve milletin bir hâtırası ve Cenâb-ı Hakk’ın bir tecellî-i hâkimiyeti olan adâlet kanunları nerede!

Hem biz hükûmet-i cumhûriye esâslarından en ziyâde kendimize medâr-ı istinâd ve onun ile kendimizi müdafaa ettiğimiz hürriyet-i vicdân esâsı, bizim aleyhimizde medâr-ı mes'ûliyet tutulmuş; güyâ biz hürriyet-i vicdân esâsına muârız gidiyoruz.

Hem bir risalede, medeniyetin seyyiâtını ve kusurlarını tenkid ettiğimden hâtır ve hayâlime gelmeyen bir şeyi zabıtnâmelerde isnâd ediyor:

4–6 Ekim 2026 · İstanbul

13. Uluslararası Bediüzzaman Sempozyumu

Sempozyum programı, tebliğler ve kayıt bilgileri için sempozyum sitesini ziyaret edin.