mahrem ve gayr-ı mahrem Risale-i Nurun bütün eczâları bilâ-istisna hükûmetin eline geçti. Üç ay tedkikten sonra umumu sâhiblerine iâde edildi. Birkaç sene sonra, Denizli ve Ankara Mahkemelerinde bütün risaleler iki sene kaldı. Tamamen bize iâde edildi. Mâdem hakikat budur: Beni ve Risale-i Nurun şâkirdlerini ittiham eden ve o gibi kanun nâmına kanunsuz ve garazla ve hissiyatla bizi muâheze edenler, elbette bizden evvel, hem Eskişehir Mahkemesini, hem Kastamonu hükûmetini ve zâbıtasını, hem Isparta Adliyesini, hem Denizli Mahkemesini, hem Ankara’nın Ağır Ceza Mahkemesini ittiham edip, onları –varsa– suçumuza tam teşrîk ediyorlar. Çünkü; bir suçumuz olsa idi, bu üç-dört hükûmet yakınında çok zaman tecessüsüyle görmedi veya aldırmadı ve iki mahkeme iki sene inceden inceye bakıp bilmedi veya aldırmadı; bizden ziyâde onlar suçlu olurlar. Hâlbuki; bizde dünyaya karışmak arzusu bulunsaydı, böyle sinek vızıltısı gibi değil, top güllesi gibi ses ve patlak verecekti.
Evet, Otuzbir Mart’ta, Dîvân-ı Harb-i Örfî’de ve Mustafa Kemâl’in hiddetine karşı, dîvân-ı riyâsette, şiddetli ve dokunaklı ve serbest müdafaa eden bir adam, onsekiz sene zarfında kimseye sezdirmeden dünya entrikalarını çeviriyor diye onu ittiham eden elbette bir garazla eder. Biz Denizli müddeiumumîsinden ümîd ettiğimiz gibi, Afyon müddeiumumîsinden de ümîd ederiz ki; bizi böylelerin i'tirâzından ve garazlarından kurtarsın ve hakikat-i adâleti göstersinler.
Beşinci Esâs: Risale-i Nur şâkirdlerinin, mümkün olduğu kadar, siyasete ve idare işine ve hükûmetin icraatına karışmamak bir düstur-u esâsîleridir. Çünkü; hàlisâne Hizmet-i Kur'âniye, onlara herşeye bedel, kâfî geliyor.
Hem şimdi hükmeden öyle kuvvetli cereyanlar içinde siyasete girenlerden hiçbir kimse, istiklâliyetini ve ihlâsını muhâfaza edemez. Herhalde bir cereyan onun hareketini kendi hesabına alacak, dünyevî maksadına âlet edecek. O hizmetin kudsiyetini bozacak. Hem maddî mübârezede şu asrın bir düsturu olan eşedd-i zulüm ve eşedd-i istibdâd ile, birinin hatâsıyla onun masûm çok tarafdârlarını ezmek lâzım gelecek. Yoksa, mağlûb düşecek. Hem dünya için, dinini bırakan veya âlet edenlerin nazarlarında Kur'ânın hiçbir şeye âlet olmayan kudsî hakikatleri, bir propaganda-i siyasette âlet olmuş tevehhüm edilecek. Hem milletin her tabakası; muvâfıkı ve muhâlifi, memuru ve âmisinin o hakikatlerde hisseleri var ve onlara muhtaçtırlar. Risale-i Nur şâkirdleri, tam bîtarafâne kalmak için siyaseti ve maddî mübârezeyi tam bırakmak ve hiç karışmamak lâzım gelmiş.
Altıncı Esâs: Bu mes'elede benim şahsımın veya bazı kardeşlerimin kusuruyla Risale-i Nura hücum edilmez. O doğrudan doğruya Kur'âna
