her zîhayatın evveli, âhiri, zâhiri, bâtını birer sikke-i tevhid, birer hâtem-i vahdet, birer mühr-ü ehadiyet, birer tuğrâ-i vahdâniyet taşıyor.
İşte, bu üç misâldeki ağaca kıyâsen, bahar dahi çok çiçekli bir ağaçtır: Güz mevsiminin eline emânet edilen tohumlar, çekirdekler, kökler, İsm-i Evvel’in sikkesini.. ve yaz mevsiminin kucağına dökülen ve eteğini dolduran meyveler, hubûbat ve sebzevatlar İsm-i Âhir’in hâtemini.. ve bahar mevsimi, hûri'l-în misillû birbiri üstüne giydiği sündüs-misâl hulleler ve yüzbin nakışlar ile süslenmiş fıtrî libâslar İsm-i Zâhir’in mührünü.. ve baharın içinde ve zeminin batnında işleyen samedânî fabrikalar ve kaynayan Rahmânî kazanlar ve yemekleri pişirttiren Rabbânî matbahlar, İsm-i Bâtın’ın tuğrâsını taşıyorlar.
Hattâ herbir nev'i –meselâ, nev'-i beşer– dahi bir ağaçtır: Kökü ve çekirdeği mâzide ve semereleri, neticeleri müstakbelde olarak hayat-ı cinsiye ve bekà-yı nev'î içinde gayet muntazam kanunların bulunması gibi, hâl-i hazır vaziyeti dahi, hayat-ı şahsiye ve hayat-ı ictimâiye düsturlarının hükmü altında bir sikke-i tevhid ve zâhirî karışıklıklar altında gizli, muntazam bir hâtem-i vahdet ve müşevveş ahvâl-i beşeriye altında mukadderât-ı hayatiye denilen kazâ ve kaderin düsturlarının hükmü altında bir mühr-ü vahdâniyet taşıyor. ∗∗∗
