için o bağ içinde bulunan nebât, ağaç, hayvan sayısınca sikkeler basılmış. Hattâ herbir ağacın mebde'inde ve müntehâsında ve üstünde ve içinde هُوَ الْاَوَّلُ وَالْآخِرُ وَالظَّاهِرُ وَالْبَاطِنُ isimlerinin işâret ettikleri dört sikke-i tevhid var.
İsm-i Evvel ile işâret edildiği gibi: Herbir meyvedâr ağacın menşe'-i aslîsi olan çekirdek (Hâşiye) [^2] , öyle bir sandukçadır ki, o ağacın programını ve fihristesini ve plânını.. ve öyle bir tezgâhtır ki, onun cihâzâtını ve levâzımatını ve teşkilâtını.. ve öyle bir makinedir ki, onun ibtidâdaki incecik vâridâtını ve latîfâne masârifini ve tanzimâtını taşıyor.
[^2]: (Hâşiye) Eski zamandan beri darb-ı mesel olarak umumun dilinde ve lisân-ı nâsta gezen şu "Çekirdekten yetişme" sözü, bu risalenin müellifine bir işâret-i gaybiye-i örfiye denilebilir. Çünkü, Risale-i Nur hàdimi olan şahıs, Kur'ânın feyziyle, çekirdek ve çiçekte tevhid için iki mi'râc-ı mârifet keşfederek tabîiyyûnları boğan aynı yerde, âb-ı hayat bulmuş ve çekirdekten hakikate ve nur-u mârifete yetişmiş ve bu iki şeyin Risale-i Nurda ziyâde tekrarları bu hikmete binâendir.
Ve İsm-i Âhir’le işâret edildiği gibi: Herbir ağacın neticesi ve meyvesi öyle bir ta'rifenâmedir ki, o ağacın eşkâlini ve ahvâlini ve evsâfını.. ve öyle bir beyânnâmedir ki, onun vazifelerini ve menfaatlerini ve hàssalarını.. ve öyle bir fezlekedir ki, o ağacın emsâlini ve ensâlini ve nesl-i âtîsini o meyvenin kalbinde bulunan çekirdekler ile beyân ediyor, ders veriyor.
Ve İsm-i Zâhir’le işâret edildiği gibi: Her ağacın giydiği sûret ve şekil, öyle musanna' ve münakkaş bir hulledir, bir libâstır ki, o ağacın dal ve budak ve a'zâ ve eczâsıyla tam kàmetine göre biçilmiş, kesilmiş, süslendirilmiş. Ve öyle hassas ve mîzanlı ve mânidârdır ki, o ağacı bir kitab, bir mektûb, bir kaside sûretine çevirmiştir.
Ve İsm-i Bâtın ile işâret edildiği gibi: Her ağacın içinde işleyen tezgâh, öyle bir fabrikadır ki, o ağacın bütün eczâ ve a'zâsını teşkil ve tedvîr ve tedbirini gayet hassas mîzanla ölçtüğü gibi, bütün ayrı ayrı a'zâlarına lâzım olan maddeleri ve rızıkları, gayet mükemmel bir intizam altında sevk ve taksim ve tevzî' ile beraber akılları hayret içinde bırakan şimşek çakmak gibi bir sür'at ve saati kurmak gibi bir sühûlet ve bir orduya arş demek gibi bir birlik ve beraberlik ile o hàrika fabrika işliyor.
Elhâsıl: Herbir ağacın evveli, öyle bir sandukça ve program.. ve âhiri, öyle bir ta'rifenâme ve nümûne.. ve zâhiri, öyle bir musanna' hulle ve bir münakkaş libâs.. ve bâtını, öyle bir fabrika ve tezgâhtır ki, bu dört cihet öyle birbirine bakıyorlar ve dördün mecmûundan öyle bir sikke-i a'zam, belki bir ism-i a'zam tezâhür eder ki, bilbedâhe, bütün kâinâtı idare eden bir Sâni'-i Vâhid-i Ehadden başkası o işleri yapamaz. Ve ağaç gibi
