İstanbul İlim ve Kültür Vakfı
Sayfa 241 / 656
241

Acaba; hem gayet mahrem, sekiz senede yalnız iki defa elime geçen ve aynı zamanda kaybedilen, hem âhir zamana ait bir Hadîsin mânâsını küllî bir sûrette beyân eden, hem aslı eskiden te'lif edilen bir risale, hem bir tek nefer görmediği hâlde nasıl sebeb-i ittiham olur?” Maatteessüf, o insafsızların o acîb ittihamı iddianâmeye girmiş.

Hem en garîbi şudur ki; bir yerde demişim: Cenâb-ı Hakk’ın büyük ni'metleri olan tayyare, şimendifer ve radyoyu, büyük şükür ile mukàbele lâzım iken; beşer etmedi, tayyarelerle başlarına bomba yağdı. Ve radyo öyle büyük bir ni'met-i İlâhiyedir ki ona mukâbil şükür ise, o radyo milyonlar dilli bir küllî hâfız-ı Kur'ân olup, bütün zemin yüzündeki insanlara Kur'ânı dinlettirsin ve Yirminci Söz’de Kur'ânın medeniyet hàrikalarından gaybî haber verdiğini beyân ederken, bir âyetin işâreti olarak, kâfirler şimendifer ile Âlem-i İslâmı mağlûb ederler demişim. İslâmı bu hàrikalara teşvik ettiğim hâlde bir sebeb-i ittiham olarak “Şimendifer ve tayyare ve radyo gibi terakkiyât-ı hâzıra aleyhinde” diye, iddianâmenin âhirinde beni evvelki müddeiumumînin garazlarına binâen ittiham eder.

Hem hiçbir münâsebeti olmadığı hâlde, bir adam Risale-i Nurun ikinci bir ismi olan Risaletü'n-Nur tâbirinden, “Kur'ânın nurundan bir Risalettir, bir ilhâmdır.” demiş. İddianâmede başka yerin verdikleri yanlış mânâ ile, güyâ “Risale-i Nur bir resûldür” diye benim için bir sebeb-i ittiham tutulmuş.

Hem müdafaâtımda yirmi yerde kat'î bir sûrette hüccetlerle isbât etmişiz ki, bütün dünyaya karşı da olsa din ve Kur'ân ve Risale-i Nuru âlet edemeyiz ve edilmez ve biz onların bir hakikatini dünya saltanatına değiştirmeyiz ve bilfiil öyleyiz. Bu da'vânın emâreleri yirmi senede binlerdir. Mâdem öyledir, ben ve biz bütün kuvvetimizle deriz:

﴿ حَسْبُنَا اللّٰهُ وَنِعْمَ الْوَك۪يلُ ﴾

Said Nursî ∗∗∗

4–6 Ekim 2026 · İstanbul

13. Uluslararası Bediüzzaman Sempozyumu

Sempozyum programı, tebliğler ve kayıt bilgileri için sempozyum sitesini ziyaret edin.