İstanbul İlim ve Kültür Vakfı
Sayfa 147 / 656
147

ve âciz yavruların nafakaları hayret-nümûn tulumbacıklardan ağızlarına akması ve o yavrulara bir parça iktidar ve azıcık bir ihtiyar gelmesiyle süt kesilmesi, hususan insan yavrularına analarının şefkatleri yardımcı verilmesi, bedâhetle isbât eder ki; helâl rızık, iktidar ve ihtiyar ile mütenâsiben değildir.. belki, tevekkül veren za'f ve acze nisbeten geliyor.

Ekseriyetçe sebeb-i hüsran olan hırsı tahrîk eden iktidar ve ihtiyar ve zekâvet, bir kısım büyük edîblerde o edîbleri bir nev'i dilenciliğe kadar sevkettiği gibi; zekâvetsiz, kaba, çok âmî adamların tevekkülvâri iktidarsızlıkları dahi onları zenginliğe îsâl etmesi ve

كَمْ عَالِمٍ عَالِمٍ أَعْيَتْ مَذَاهِبُهُ وَجَاهِلٍ جَاهِلٍ تَلْقَاهُ مَرْزُوقًا

darb-ı mesel olması isbât eder ki: Rızk-ı helâl iktidar ve ihtiyar kuvvetiyle kazanılmaz, buldurulmaz. Belki çalışmasını ve sa'yini kabûl eden bir merhamet tarafından verilir ve ihtiyacına acıyan bir şefkat cânibinden ihsân edilir. Fakat, rızık ikidir.

Biri: Yaşamak için hakîki ve fıtrî rızıktır ki; taahhüd-ü Rabbânî altındadır. Hattâ o kadar muntazamdır ki; bedende, yağ ve sâire sûretinde iddihar olunan fıtrî rızık, hiç olmazsa yirmi günden ziyâde bir şey yemeden yaşatır. Hayatını idâme eder. Demek yirmi-otuz günden evvel ve bedende müddehar olan fıtrî rızkı bitmeden zâhiren açlıktan vefât edenler rızıksızlıktan değil, belki sû-i i'tiyâddan ve terk-i âdetten neş'et eden bir hastalıktan vefât ederler.

İkinci kısım rızık: İ'tiyâd, isrâf ve sû-i istimâlât ile tiryâki olup zarûret hükmüne geçen mecâzî ve sun'î rızıktır. Bu kısım ise; taahhüd-ü Rabbânî altında değil, belki ihsâna tâbidir. Kâh verir, kâh vermez.

Bu ikinci rızıkta, bahtiyar odur ki; medâr-ı saâdet ve lezzet olan iktisad ve kanâatle sa'y-i helâli, bir nev'i ibâdet ve rızık için bir fiilî duâ bilerek müteşekkirâne ve minnetdârâne o ihsânı kabûl edip hayatını saâdetkârâne geçirir. Ve bedbaht odur ki; medâr-ı şekàvet ve hasâret ve elem olan isrâf ve hırs ile sa'y-i helâli bırakarak, her kapıya baş vurup, tenbelkârâne ve zâlimâne ve müştekiyâne hayatını geçirir, belki öldürür.

Nasıl ki mide bir rızık ister; öyle de, kalb ve rûh ve akıl ve göz ve kulak ve ağız gibi insanın latîfeleri ve duyguları dahi Rezzâk-ı Rahîmden rızıklarını isterler ve müteşekkirâne alırlar. Herbirisine, ayrı ayrı ve onlara lâyık ve onları memnun ve mütelezziz eden rızıkları, hazine-i rahmetten ihsân edilir. Belki Rezzâk-ı Rahîm, onlara daha geniş rızık vermek için; göz ve kulak, kalb ve hayâl ve akıl gibi o latîfelerin herbirisini, hazine-i rahmetinin birer anahtarı hükmünde yaratmış. Meselâ; göz, kâinât yüzündeki hüsün ve cemâl gibi kıymetdâr cevher hazinelerinin bir anahtarı olduğu

4–6 Ekim 2026 · İstanbul

13. Uluslararası Bediüzzaman Sempozyumu

Sempozyum programı, tebliğler ve kayıt bilgileri için sempozyum sitesini ziyaret edin.