İstanbul İlim ve Kültür Vakfı
Sayfa 116 / 656
116

ve hakikat-medâr olduğuna delâlet eden ve ikinci kanadının himâyesi altında yetişen ve yaşayan velâyetin bütün hak tarîkatları ve İslâmiyetin bütün hakikatli ilimleri; Kur'ânın ayn-ı hak ve mecma'-ı hakàik ve câmiiyette misilsiz bir hàrika olduğuna şehâdet eder.

Altıncısı: Kur'ânın altı ciheti nurânîdir, sıdk ve hakkâniyetini gösterir. Evet, altında hüccet ve bürhân direkleri, üstünde sikke-i i'câz lem'aları, önünde ve hedefinde saâdet-i dâreyn hediyeleri, arkasında nokta-i istinâdı vahy-i semâvî hakikatleri, sağında hadsiz ukùl-ü müstakîmenin delillerle tasdikleri, solunda selîm kalblerin ve temiz vicdânların ciddi itmi'nânları ve samîmî incizabları ve teslîmleri; Kur'ânın fevkalâde hàrika, metîn ve hücum edilmez bir kal'a-i semâviye-i arziye olduğunu isbât ettikleri gibi.. altı makamdan dahi, Onun ayn-ı hak ve sâdık olduğuna ve beşerin kelâmı olmadığına, hem yanlış olmadığına imza eden; başta, bu kâinâtta dâima güzelliği izhâr, iyiliği ve doğruluğu himâye ve sahtekârları ve müfterileri imha ve izâle etmek âdetini bir düstur-u fa'âliyet ittihàz eden bu kâinâtın mutasarrıfı; o Kur'âna, âlemde en makbûl, en yüksek, en hâkimâne bir makam-ı hürmet ve bir mertebe-i muvaffakıyet vermesiyle Onu tasdik ve imza ettiği gibi.. İslâmiyetin menba'ı ve Kur'ânın tercümânı olan Zâtın (Aleyhissalâtü Vesselâm) herkesten ziyâde Ona i'tikàd ve ihtiramı ve nüzûlü zamanında uyku gibi bir vaziyet-i nâimânede bulunması ve sâir kelâmları Ona yetişememesi ve bir derece benzememesi ve ümmiyetiyle beraber gitmiş ve gelecek hakîki hâdisât-ı kevniyeyi, gaybiyâne, Kur'ân ile tereddüdsüz ve itmi'nân ile beyân etmesi ve çok dikkatli gözlerin nazarı altında, hiçbir hile, hiçbir yanlış vaziyeti görülmeyen O tercümânın bütün kuvvetiyle, Kur'ânın herbir hükmüne îmân edip tasdik etmesi ve hiçbir şey Onu sarsmaması; Kur'ân semâvî, hakkâniyetli ve kendi Hàlık-ı Rahîminin mübârek kelâmı olduğunu imza ediyor.

Hem nev'-i insanın humsu, belki kısm-ı a'zamı, göz önünde o Kur'âna müncezibâne ve dindarâne irtibatı ve hakikat-perestâne ve müştâkàne kulak vermesi ve çok emârelerin ve vâkıaların ve keşfiyâtın şehâdetiyle, cin ve melek ve rûhânilerin dahi tilâveti vaktinde pervâne gibi hak-perestâne etrafında toplanması, Kur'ânın kâinâtça makbûliyetine ve en yüksek bir makamda bulunduğuna bir imzadır.

Hem, nev'-i beşerin umum tabakaları, en gabî ve âmîden tut, tâ en zekî ve âlime kadar herbirisi Kur'ânın dersinden tam hisse almaları ve en derin hakikatleri fehmetmeleri ve yüzlerle fen ve ulûm-u İslâmiyenin ve bilhassa Şerîat-ı Kübrâ’nın büyük müçtehidleri ve usûlü'd-din ve ilm-i kelâmın dâhî muhakkìkleri gibi her tâife, kendi ilimlerine ait bütün hâcâtını ve cevablarını Kur'ândan istihrâc etmeleri, Kur'ân menba'-ı hak ve mâden-i hakikat olduğuna bir imzadır.

4–6 Ekim 2026 · İstanbul

13. Uluslararası Bediüzzaman Sempozyumu

Sempozyum programı, tebliğler ve kayıt bilgileri için sempozyum sitesini ziyaret edin.