İstanbul İlim ve Kültür Vakfı
Sayfa 80 / 656
80

Ve mübârekâtın hülâsası olan اَلصَّلَوَاتُ kelimesiyle de zîhayatın hülâsası olan bütün zîrûhun ibâdât-ı mahsûsalarını tasavvur edip Dergâh-ı İlâhîye o ihâtalı mânâsıyla arzediyor.

Ve اَلطَّيِّبَاتُ kelimesiyle de, zîrûhun hülâsaları olan kâmil insanların ve melâike-i mukarrebînin, salavâtın hülâsası olan “tayyibât” ile nurânî ve yüksek ibâdetlerini irâde ederek ma'bûd’una tahsîs ve takdim eder.

Hem nasıl ki, o gecede Cenâb-ı Hak tarafından اَلسَّلَامُ عَلَيْكَ يَا اَيُّهَا النَّبِىُّ demesi, istikbâlde yüzer milyon insanların herbiri, her gün, hiç olmazsa on defa اَلسَّلَامُ عَلَيْكَ يَا اَيُّهَا النَّبِىُّ demelerini âmirâne iş'âr eder ve o selâm-ı İlâhî, o kelimeye geniş bir nur ve yüksek bir mânâ verir.

Öyle de, Resûl-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm’ın, o selâma mukâbil اَلسَّلَامُ عَلَيْنَا وَعَلٰى عِبَادِ اللّٰهِ الصَّالِحِينَ demesi, istikbâlde muazzam ümmeti ve ümmetinin sâlihleri, selâm-ı İlâhîyi temsîl eden İslâmiyete mazhar olmasını ve İslâmiyetin umumî bir şiârı olan mü'minler ortasındaki اَلسَّلَامُ عَلَيْكَ - وَعَلَيْكَ السَّلَامُ umum ümmet demesini râciyâne, dâiyâne Hàlık'ından istediğini ifâde ve ihtar eder.

Ve o sohbette hissedar olan Hazret-i Cebrâil Aleyhisselâm, emr-i İlâhî ile o gece اَشْهَدُ اَنْ لَا إِلٰهَ اِلَّا اللّٰهُ وَاَشْهَدُ اَنَّ مُحَمَّدًا رَسُولُ اللّٰهِ demesi, bütün ümmet kıyâmete kadar böyle şehâdet edeceğini ve böyle diyeceklerini mübeşşirâne haber verir. Ve bu mükâleme-i kudsiyeyi tahattur ile kelimelerin mânâları parlar, genişlenir.

Bu mezkûr hakikatin inkişafında bana yardım eden garîb bir hâlet-i rûhiyedir:

Bir zaman karanlıklı bir gurbette, karanlık bir gecede, zulmetli bir gaflet içinde, hâl-i hâzırda olan bu koca kâinât hayâlime câmid, rûhsuz, meyyit, boş, hàlî, müdhiş bir cenaze göründü. Geçmiş zaman dahi bütün bütün ölü, boş, meyyit, müdhiş tahayyül edildi. O hadsiz mekân ve o hududsuz zaman, karanlıklı bir vahşetgâh sûretini aldı. Ben o hâletten kurtulmak için namaza ilticâ ettim. Teşehhüdde اَلتَّحِيَّاتُ dediğim zaman birden kâinât canlandı; hayatdâr, nurânî bir şekil aldı, dirildi. Hayy-ı Kayyûm’un parlak bir âyinesi oldu. Bütün hayatdâr eczasıyla beraber, hayatlarının tahiyelerini ve hedâyâ-yı hayatiyelerini dâimî bir sûrette Zât-ı Hayy-ı Kayyûma takdim ettiklerini ilmelyakìn, belki hakkalyakìn ile bildim ve gördüm.

4–6 Ekim 2026 · İstanbul

13. Uluslararası Bediüzzaman Sempozyumu

Sempozyum programı, tebliğler ve kayıt bilgileri için sempozyum sitesini ziyaret edin.