İstanbul İlim ve Kültür Vakfı
Sayfa 638 / 656
638

اَنُوخٍ بِيَمْلُوخٍ وَاَبْرُوخٍ اُقْسِمَتْ ❀ بِتَمْلِيخِ آيَاتٍ شَمُوخٍ تَشَمَّخَتْ

اَبَازِيخَ بَيْذُوخٍ وَذَيْمُوخٍ بَعْدَهَا ❀ خَمَارُوخٍ يَشْرُوخٍ بِشَرْخٍ تَشَمَّخَتْ (∗) [^4]

[^4]:(∗) Haşre dair meşhûr Yirmidokuzuncu Söz'e, sonra Mi'râc ve zeyli Şakk-ı Kamer'e bakar.

بِـبَلْخٍ وَسِمْيَانٍ وَبَازُوخٍ بَعْدَهَا ❀ بِذَيْمُوخٍ اَشْمُوخٍ بِهِ الْكَوْنُ عُمِّرَتْ

بِشَلْمَخَتٍ اِقْبَلْ دُعَائِى...

diye duâ ile hatmeder. Hazret-i İmâm-ı Ali (R.A.) başta sarâhat ile haber verdiği Risale-i Nuru, Sirâcü'n-Nur ve Sirâcü's-Sürc nâmıyla Birinci Mertebede âşikâr onu gösterip ta'dâd ederken, tâ Yirmibeşe geldiği vakit بِتَمْلِيخِ آيَاتٍ شَمُوخٍ تَشَمَّخَتْ der. Âyât-ı Kur'âniyenin i'câzlarını beyân ve Kur'ânın kırk vecihle mu'cize olduğunu yedi aded küllî vecihlerde isbât eden Risale-i Nurun en meşhûr ve parlak risalesi olan Yirmibeşinci Söz nâmındaki Mu'cizât-ı Kur'âniye Risalesine işâret eder. Çünkü başta Sirâcü'n-Nur'un birinci mertebede sayılması, hem بِتَمْلِيخِ آيَاتٍ fıkrasında آيَاتٍ kelimesinin bulunması, hem yirmibeşinci mertebede zikretmesi, kuvvetli bir karînedir ki; pekçok âyetleri zikredip i'câzları ve sırları beyân eden Yirmibeşinci Söz'e mânâ-yı mecâzî ile bakar. Ve sûrelerin ta'dâdında dahi yine yirmibeşinci mertebede ibareyi değiştirip baştan başlar gibi بِحَقِّ تَبَارَكَ diyerek Risale-i Nurun en mübârek ve bereketli olan Yirmibeşinci Söz'ün ehemmiyetini gösteriyor.

Sonra yirmialtı ve yedide اَبَازِيخَ بَيْذُوخٍ وَذَيْمُوخٍ بَعْدَهَا der.

Sonra otuz ve otuzbirincide: بِبَلْخٍ وَسِمْيَانٍ وَبَازُوخٍ بَعْدَهَا deyip yine ibareyi değiştirip بَعْدَهَا kelimesini zikreder. Gayet zâhir ve kuvvetli bir karîne ile ictihâda dair Yirmiyedinci Söz’ün sahâbeler hakkındaki çok mühim ve kıymetdâr zeylini ve Mi'râca dair Otuzbirinci Söz’ün Şakk-ı Kamere dair ve ona çok ihtiyaç bulunan ehemmiyetli zeylini بَعْدَهَا kelimesiyle gösterir gibi, kuvvetli işâret eder. Ben itiraf ediyorum ki; ben bu zeyilleri unutmuştum. İmâm-ı Ali’nin (R.A.) bu ihtarı ile tahattur ettim. Şakk-ı Kameri sâbıkan yazdım. Şimdi bu ânda sahâbeler hakkındaki zeyli hatırladım. İşte mâdem ilm-i belâğat ve fenn-i beyânda bir tek karîne ile mecâzî bir mânâ murad olunabilir ve bir tek münâsebetle, bir mefhûma işâret bulunsa, o mefhûm bir mânâ-yı işârî olarak kabûl edilir.

4–6 Ekim 2026 · İstanbul

13. Uluslararası Bediüzzaman Sempozyumu

Sempozyum programı, tebliğler ve kayıt bilgileri için sempozyum sitesini ziyaret edin.