İstanbul İlim ve Kültür Vakfı
Sayfa 619 / 656
619

mâzi baharlarına ihtiyar ve irâde-i İlâhiyeyi gösteren sırlı ve az farkla muvâfakatleri, Sâni'-i Hakîm-i Zülcemâl’in vahdetini gösteren kuvvetli bir şâhid-i vahdâniyettir.

İşte mâdem bu tevâfuk-u cifrî ve ebcedî, bir kanun-u ilmî ve bir düstur-u riyâzî ve bir nâmus-u fıtrî ve bir usûl-ü edebî ve bir anahtar-ı gaybî oluyor. Elbette menba'-ı ulûm ve mâden-i esrâr ve fıtratın tercümân-ı âyât-ı tekvîniyesi ve edebiyâtın mu'cize-i kübrâsı ve lisânü'l-gayb olan Kur'ân-ı Mu'cizü'l-Beyân, o kanun-u tevâfukîyi, işârâtında istihdam, istimâl etmesi i'câzının muktezâsıdır. (İhtar bitti, şimdi sadede geliyoruz.)

Sûre-i Zümer, Câsiye, Ahkâf’ ın başlarındaki

﴾ تَنْزِيلُ الْكِتَابِ مِنَ اللّٰهِ الْعَزِيزِ الْحَكِيمِ  ﴿ olan âyetler, sâbık ihtarın ikinci noktasında, münâsebet-i maneviyesi beyân edildiğinden burada yalnız cifrî remzini beyân edeceğiz. Şöyle ki:

İki ت sekizyüz, iki ن yüz, iki م seksen, iki ك kırk, üç ز yirmibir, üç ى otuz, bir ب bir ح on, Lafzullâh (اَللهُ) altmışyedi, bir ع yetmiş, dört ل dört ا yüz yirmi dört olup yekûnu bin üçyüz kırkiki ederek bu asrın şu tarihine nazar-ı dikkati celbetmekle beraber, Kur'ânın tenzîliyle çok alâkadar bir Nura parmak basıyor. Ve o tarihten az sonra Mu'cizât-ı Ahmediye Risalesi ve Yirminci ve Yirmidördüncü Mektûblar gibi Risaletü'n-Nurun en nurânî cüz'leri meydân-ı intişara çıkmaları ve Kur'ânın kırk vecihle i'câzını isbât eden Mu'cizât-ı Kur'âniye Risalesiyle haşre dair Onuncu Söz’ün ikisinin kırkikide intişarları ve kırkaltıda fevkalâde iştihârları aynı tarihte olması bir kuvvetli emâredir ki, bu âyet ona hususî bir iltifatı var.

Hem nasıl ki bu âyetler te'lif ve intişarına işâret ederler, öyle de; yalnız ﴾ تَنْزِيلُ الْكِتَابِ ﴿ kelimesi Risaletü'n-Nurun ismine –şeddeli nun, bir nun sayılmak cihetiyle– gayet cüz'î bir farkla tevâfuk edip remzen bakar, kendine kabûl eder. Çünkü تَنْزِيلُ الْكِتَابِ kelimesi dokuzyüz ellibir ederek Risaletü'n-Nurun makamı olan dokuzyüz kırksekize sırlı üç farkla tevâfuk noktasından bakar...

Birden hâtıra geldi ki: Bu üç farkın sırrı ise Risaletü'n-Nurun mertebesi üçüncüde olmasıdır. Yani vahiy değil ve olamaz. Hem umumiyetle dahi ilhâm değil, belki ekseriyetle Kur'ânın feyziyle ve medediyle kalbe gelen sünûhât ve istihrâcât-ı Kur'âniyedir. Cây-i dikkattir ki, birinci ﴾ حٰمٓ ﴿ olan Sûre-i Mü'min’de ﴾ تَنْزِيلُ الْكِتَابِ مِنَ اللّٰهِ الْعَزِيزِ الْعَلِيمِ ﴿ makam-ı cifrîsi, bazı mühim âyetler gibi bin üçyüz yetmişe bakıyor.

4–6 Ekim 2026 · İstanbul

13. Uluslararası Bediüzzaman Sempozyumu

Sempozyum programı, tebliğler ve kayıt bilgileri için sempozyum sitesini ziyaret edin.