İstanbul İlim ve Kültür Vakfı
Sayfa 578 / 656
578

düşer. Aynen öyle de; herşey Vâhid-i Ehade verilse, bir tek şey gibi kolay olur. Eğer esbâba isnâd edilse, bir tek zîhayat, zemin kadar müşkül, belki imkânsız olur. Demek vahdette kolaylık, vücûb ve lüzum derecesine gelir. Ve kesretli eller karışmakta suûbet, imkânsızlık derecesine düşer.

Risale-i Nur Mektûbatında denildiği gibi, eğer gece-gündüzdeki tebeddülâtı ve yıldızların harekâtı ve senedeki güz, kış, bahar, yaz gibi mevsimlerin tahavvülâtı, bir tek müdebbire ve âmire bırakılsa; o kumandan-ı a'zam, bir neferi olan küre-i arza emreder ki: “Kalk, dön, gez!” O da, o iltifat ve emrin neş'e ve sevincinden meczûb mevlevî gibi iki hareketiyle yevmî ve senevî tahavvülâta ve yıldızların zâhirî ve hayâlî hareketlerine gayet kolayca bir vesile olup vahdetteki tam sühûlet ve gayet kolaylığı gösterir. Eğer o tek âmire değil, belki esbâba ve yıldızların keyiflerine bırakılsa ve arza “sen dur, gezme” denilse; o hâlde, arzdan binler derece büyük, binler yıldızlar ve güneşler, her gece ve her sene milyonlar ve milyarlar senelik mesâfeleri kesmek ve gezmekle mevsimler ve gece gündüz gibi o vaziyet-i arziye ve semâviye husûl bulabilir. Ve imkânsızlık ve muhâliyet derecesinde müşkül ve suûbetli düşer...

Üçüncü Basamaktaki وَتَجَلِّى الْاَحَدِيَّةِ kelimesi, pek büyük ve çok ince ve derin ve gayet geniş bir hakikate işâret eder. Onun izâh ve isbâtını Risale-i Nura havâle edip, gayet kısa bir temsîl ile bir tek nüktesini beyân edeceğiz.

Evet, nasıl ki güneş, ziyâsıyla umum zemini ışıklandırıp vâhidiyete bir misâl olduğu gibi, âyine gibi mukâbilindeki her şeffâf şeyde timsâli ve aksi ve yedi renkli ziyâsıyla ve zâtının sûretiyle bulunup ehadiyete dahi bir misâl teşkil eder. Eğer güneşin ilmi ve kudreti ve ihtiyarı olsa idi ve cam parçalarının ve içinde güneşçikler görünen katrelerin ve kabarcıkların kàbiliyetleri bulunsa idi; irâde-i İlâhiyenin kanunuyla herbirisinde ve yanında timsâliyle ve sıfatlarıyla tam bir güneş bulunup, sâir yerlerde bulunması onun tasarrufâtına hiç noksan vermeyerek kudret-i Rabbâniyenin emriyle, te'siriyle, hükmüyle pek büyük zuhûrata sebeb olarak, ehadiyetteki fevkalâde kolaylık ve sühûleti gösterir; aynen öyle de; Sâni'-i Zülcelâl, vâhidiyet itibariyle bütün eşyayı ihâta eden ilim ve irâdesi ve kudretiyle bakar ve hâzır ve nâzır olduğu gibi, ehadiyet cihetiyle ve tecellîsiyle herşeyin, hususan zîhayatın yanında isimleri ve sıfatlarıyla bulunur ki; kolayca, bir ânda sineği kartal sisteminde, bir insanı küçük bir kâinât sisteminde icâd eder. Ve zîhayatı öyle mu'cizâtlı bir şekilde yaratır ki; eğer bütün esbâb toplansa, bir bülbülü, bir sineği yapamazlar. Ve bir bülbülü yaratan, bütün kuşları yaratan olabilir; ve bir insanı halk eden ancak kâinâtı icâd eden zâttır.

4–6 Ekim 2026 · İstanbul

13. Uluslararası Bediüzzaman Sempozyumu

Sempozyum programı, tebliğler ve kayıt bilgileri için sempozyum sitesini ziyaret edin.