İstanbul İlim ve Kültür Vakfı
Sayfa 555 / 656
555

şefkatkârâne himâye ve hattâ güvercin ve örümcekle muhâfaza etmesi.. ve büyük vazifelerinde Onu tam muvaffak etmesi.. ve dinini bütün hakikatleriyle idâmesi.. ve İslâmiyetini zeminin ve nev'-i beşerin başına geçirmesi.. ve bütün mahlûkat üstünde bir makam-ı şeref ve meşâhir-i insaniyenin fevkınde dâimî bir rütbe-i makbûliyet ve dost ve düşmanının ittifakıyla en yüksek hasletleri taşıyan bir şahsiyeti vermekle, beşerin beşten birisini Ona ümmet etmesi, gayet kat'î bir tarzda sâdıkıyetine ve risaletine şehâdet ettiği gibi, ef'âl-i Rubûbiyet cihetinde dahi görüyoruz ki; bu âlemin mutasarrıfı ve müdebbiri, Muhammed’in (A.S.M.) risaletini bu kâinâta bir manevî güneş yapıp, Nur Risalelerinde isbât edildiği gibi, onun ile bütün karanlıkları izâle ve nurânî hakikatlerini gösterip ve bütün zîşuûru, belki kâinâtı hayat-ı bâkiye müjdesiyle sevindirdiği gibi; dinini dahi bütün makbûl ehl-i ibâdetin fihriste-i kemâlâtı ve harekât-ı ubûdiyette sağlam bir program yapması gibi Muhammed’in (A.S.M.) şahsiyet-i maneviyesi olan hakikatini, Kur'ânın ve Cevşenin delâletiyle tecelliyât-ı Ulûhiyetine bir âyine-i câmia yapması.. ve sâbıkan işâret ettiğimiz hakikatlerin ve ondört asırda her gün ümmetinin bütün hasenâtlarının bir mislini kazanmasının ve hayat-ı ictimâiye ve maneviye-i beşeriyedeki âsârının delâletiyle, nev'-i beşere en yüksek reis ve muktedâ ve üstad yapması; ve Onu büyük ve kudsî vazifelerle beşerin imdâdına gönderip rahmet, hikmet, adâlet, gıdâ, hava, mâ, ziyâ derecesinde insanları Onun dinine, Şerîatına, İslâmiyetteki hakikatlerine muhtaç (Hâşiye) [^3] yapması ile oniki küllî ve kat'î hüccetlerle Risalet-i Muhammediyeye (A.S.M.) kudsî şehâdet ettiği hâlde, acaba hiç mümkün müdür ki; sinek kanadının ve bir çiçeğin tanziminden lâkayd kalmayan bu kâinât sâhibinin bu derece küllî ve geniş şehâdetlerine mazhar olan Risalet-i Muhammediye (A.S.M.), kâinâtın manevî bir güneşi olmasın.

[^3]:(Hâşiye) Ben, bu ihtiyarlığım ve perîşaniyetim içinde, Zât-ı Muhammediyenin (A.S.M.) getirdiği erzâk-ı maneviyenin milyondan birisini hissettim. Elimden gelse idi, milyonlar lisânla salavâtlarla Ona teşekkür edecektim. Şöyle ki: Ben firâktan, zevâlden çok inciniyorum. Hâlbuki, sevdiğim dünya ve dünyeviyeler, müfârakatla beni bırakıp gidiyorlar. Ben de gideceğimi biliyorum. Bu pek elîm ve canhıraş me'yûsiyete karşı, birden saâdet-i ebediye ve hayat-ı bâkiye müjdesini Zât-ı Ahmediye'den (A.S.M.) işitmekle kurtuluyorum ve tam tesellî buluyorum. Hattâ teşehhüdde: اَلسَّلَامُ عَلَيْكَ اَيُّهَا النَّبِىُّ وَرَحْمَةُ اللّٰهِ وَبَرَكَاتُهُ dediğimde Ona hem bîat, hem memuriyetine teslîm ve itâat, hem vazifesini tebrik, hem bir nev'i teşekkür ve saâdet-i ebediye müjdesine bir mukàbeledir ki; Müslümanlar, her gün beş defa bu selâmı yaparlar.

İşte bu onbeş küllî Şehâdetler, herbiri pekçok şehâdetleri, hattâ “Üçüncü Şehâdet” mu'cizât lisânıyla bin şehâdeti ihtiva edip öyle bir kat'iyyetle ve kuvvetle “Eşhedü Enne Muhammeden Resûlullâh” olan da'vâyı

4–6 Ekim 2026 · İstanbul

13. Uluslararası Bediüzzaman Sempozyumu

Sempozyum programı, tebliğler ve kayıt bilgileri için sempozyum sitesini ziyaret edin.