İstanbul İlim ve Kültür Vakfı
Sayfa 533 / 656
533

Evvelâ: Bu kudsî kelimenin ifâde ettiği haşir ve âhiret ve hayat-ı bâkiye hakikatinin bu gelen bahar gibi kat'î ve şübhesiz tahakkukunu ve geleceğini tam îmân ettirmek ve isbât etmek cihetini Onuncu Söz ve zeyillerine ve Yirmidokuzuncu Söz’e ve Meyvenin Yedinci Mes'elesi’ne ve Münâcât Şuâı’na ve Nurun îmânî risalelerine havâle ederiz. Elhak, onlar, bu rükn-ü îmânîyi öyle bir tarzda hadsiz hüccetlerle isbât etmişler ki; dünyanın mevcûdiyeti derecesinde âhiretin tahakkukunu, en muannid münkirleri de tasdike mecbur eden bir sûrette isbât etmişler.

Sâniyen: Mu'cizü'l-Beyân-ı Kur'ânın üçten birisi haşre ve âhirete bakar, her da'vâyı ona bina eder. Öyle ise, Kur'ânın hakkâniyetini isbât eden bütün mu'cizeleri ve hüccetleri, âhiretin vücûduna dahi delâlet ettikleri gibi: Muhammed Aleyhissalâtü Vesselâm’ın nübüvvetine şehâdet eden bütün mu'cizeleri ve umum delâil-i nübüvveti ve sıdkının bütün hüccetleri, haşir ve âhirete dahi şehâdet ederler. Çünkü, o Zâtın (A.S.M.) bütün hayatında dâimî bir büyük da'vâsı âhiret olduğu gibi, bütün yüzyirmidört bin Peygamberler (Aleyhimüsselâm) dahi hayat-ı bâkiye ve saâdet-i ebediyeyi da'vâ edip beşere müjde ederek hadsiz mu'cizelerle ve kat'î deliller ile isbât ettiklerinden, elbette onların peygamberliklerine ve sâdıkıyetlerine delâlet eden bütün mu'cizeleri ve hüccetleri, onların en büyük ve dâimî da'vâları olan âhirete ve hayat-ı bâkiyeye şehâdet ederler. Buna kıyâsen sâir erkân-ı îmâniyeyi isbât eden bütün deliller dahi haşrin vukû'una ve dâr-ı saâdetin açılmasına şehâdet ederler.

Sâlisen: Hiç mümkün müdür ki; kendi kemâlâtını ve kudret ve rubûbiyetini izhâr etmek için bu kâinâtı bütün zerrât ve seyyârât ve eczâ ve tabakàtıyla halk edip kemâl-i hikmetle herbirisini bir vazife ile, belki çok vazifelerle mütemâdiyen çalıştıran ve sermedî, hadsiz cilve-i esmâsını göstermek için kafile kafile arkasında, belki seyyâr müteceddid dünya dünya arkasında ve mahlûkat tâifelerini bu misâfirhâne-i âleme ve hayat-ı dünyeviye meydân-ı imtihanına gönderip âlem-i misâlde kurulan uhrevî sinemalar ve berzahî fotoğraflarla sûretlerini ve amellerini ve vaziyetlerini alarak onları terhisten sonra, başka tâife ve kafile ve seyyâl ve seyyâr bir nev'i dünyaları o meydâna vazifeler ve cilve-i esmâsına âyineler olmak için gönderen bir Sâni'-i Zülcelâl, bir Hàlık-ı Zülcemâl, bir Allah-ı Zülkemâl; bu fânî dünyada şuûr ve akıl ile o Hàlık’ın bütün maksadlarına karşı mukàbele eden ve bütün isti'dâdıyla o Hàlık’ı sevip sevdirip, tanıyıp tanıttırıp hadsiz duâlarla bekà-i âhiret saâdetini yalvaran ve akıl sebebiyle nihâyetsiz elemler aldığından, bütün fıtratı ve rûhu ve isti'dâdı ile ayn-ı lezzet olan hayat-ı bâkiyeyi isteyen bu nev'-i insan için bir dâr-ı mükâfât ve mücâzât, bir haşir neşir olmasın? Hâşâ! Yüzbin defa hâşâ ve kellâ!..

4–6 Ekim 2026 · İstanbul

13. Uluslararası Bediüzzaman Sempozyumu

Sempozyum programı, tebliğler ve kayıt bilgileri için sempozyum sitesini ziyaret edin.