Evet Üstadım olan Said Nursî’nin bütün hayatının gayesi, şevk-i ilimde ve ulûm-u İslâmiyeyi bilmek aşkında geçtiğini bütün hayatı şehâdet ediyor. Hem ben müşâhedâtımla, hem Üstadımın matbu' tarihçe-i hayatıyla, hem eski talebelerinden aldığım ma'lûmâtla kat'î bildim ki; bendeki fıtrî aşk-ı ilmî, Üstadımda hàrika bir sûrette bulunuyor ki, bu zamanda bütün medrese âlimlerinin hilâfına olarak pek hàrika, tek başıyla medrese talebeliğini muhâfaza edip her belâya tahammül etmiş. Hattâ ehl-i siyaset, Üstadımın bu acîb hâllerini anlamadıkları için hiç alâkası olmayan bir nev'i siyasete temâs ettirmeğe çalışmışlar. Hattâ hapislere sokmuşlar. Fakat sonra Cenâb-ı Hak, o aşk-ı ilmîyi Kur'ânın hakàikına bir anahtar yapmış. Bütün ehl-i ilmi ve feylesofları hayrette bırakan Risale-i Nur meydâna çıkmış. Ben de o sırada bütün hayatımda aradığım ve kendi fıtratımda ve fakat pek yüksek bulunan bu Üstadı bir ihsân-ı İlâhî olarak Kastamonu’da yanımda buldum. Âhir ömrüme kadar da, buna teşekkür ediyorum.
Hem Üstadım eskiden beri izzet-i ilmiyeyi muhâfaza için, sadaka ve hediye gibi şeyleri kabûl etmediği gibi talebelerini de men'eder. Kimseye başını eğmez. Hattâ hàrika vaziyetlerinden; harb içinde avcı hattında oturmağa ve sipere girmeğe tenezzül etmeyerek izzet-i ilmiyeyi muhâfaza ettiği gibi, üç dehşetli kumandana karşı kahramancasına hocalık ve haysiyet-i ilmiyeyi muhâfaza için onların hiddetine karşı ehemmiyet vermeyip onları susturdu. Onun için bu Üstadımı, bu millet ve vatanın ve Türk ulemâsının pek büyük şerefini muhâfaza etmek için herşeyini fedâ etmiş bir şahıs bildiğimden, ben de kendime hakîki üstad kabûl ettim. Böyle vatan ve millete hakîki fedâkâr bir Üstad’ın, –farz-ı muhâl olarak– yüz kusuru da olsa nazar-ı müsâmaha ile bakıp i'tirâz etmemek gerektir.
Bu memleketin vatan-perverleri meşrûtiyet devrinde, milliyetçiler ve hamiyet-perverleri Cumhûriyette; bu Üstad’ın ilme ettiği fevkalâde hizmeti vatan ve millet nâmına takdir ettiklerine bir nümûnesi şudur ki: Câmiü'l-Ezher sisteminde, Medresetü'z-Zehrâ nâmında Van vilâyetinde temeli atılıp eski Harb-i Umumî münâsebetiyle geri kalan Şark Dâru'l-Fünûnuna İttihâd ve Terakkî hükûmeti ondokuz bin altın lira verdiği gibi, yirmidört sene evvel Cumhûriyet hükûmeti de Üstadımın dâru'l-fünûnuna yüzaltmışüç meb'ûsun tasdikiyle yüzelli bin lira tahsîsat verilmesini kabûl etmeleridir. Bu yüksek Üstad’ın tek başıyla Câmiü'l-Ezher gibi binler hocaların teşebbüsüyle vücûda gelecek bir medrese-i kübrâyı vücûda getirmeğe yakın muvaffak olması gösteriyor ki; vatan-perverler ve milliyet-perverler dahi, medrese ulemâlarıyla beraber bu Üstadımı takdir ve tahsin etmeleri lâzım ve elzemdir. Biz de böyle bir Üstad elimize geçtiği için her zahmet ve meşakkate tahammüle karar vermişiz. Füyûzât-ı ilmiyesiyle ve yüzotuza varan âsâr-ı kudsiyesinin hakàikıyla beni ilim ve îmân yolunda
